9. Bölüm: Çaresiz Çığlıklar
Yazar: İZresmii

Her insanın kendi dünyasında hedefleri, uğruna dünyayı verebileceği istekleri, karşılıksız duyguları ve en sevdiği anları olurdu. Bunların yanında mutsuzluklarında arkasında duran, gözünden düşen her yaşta herkesi ateşe verecek sevdikleri bulunurdu. Geçirebildiğimiz en iyi anlardan bazen akılda sevinç, aidiyet gibi hisler; küçük birkaç kare kalırdı. Ama hava kararıp tek başımıza kaldığımızda bunların hepsini kaybederdik. Ben doğmadan önce bütün mutlulukları, güzel geçen yemekleri, sarılmaları yaşamış gibi bunların ceremesini çekiyordum. Karşımdaki herkes sıcaklığıyla ve ışığıyla cazibesini ayaklar altına seren ateşte ısınırken ben küllerini kokluyordum. Saatin kulağımı tırmalayan tıkırtısı, kalbimde hiç dinleyen fırtınanın uğultusuyla aramda bir kat olmasına rağmen aşağıya inemeden Özge ablaya bakıyordum. Gözlerine bakmadan bile kolayca anlaşılan şüphesini bu uzaklıktan görebiliyordum. Zihnimde, ayaklarımın üzerine basmanın yük olduğu bu andan kaçmak için bir sürü yol beliriyordu. Bu yollardan hepsi o kadar mantıklıyken benim hiçbirini seçemeyişim elimin titremesine neden oluyordu. Ben ne yapıyordum burada? Belki odama çıkmıştım belki de bir eşyamı almaya gelmiştim. Çok basit bir andı yaşadığım. Sadece küçücük bir yalanla karmaşık düşüncelerden kaçabilirdim. Çok basitti… Kendimi sıkmaktan dolan gözlerimle önceden çok sade gelen tavana baktım. Kafamdaki sis bulutu tavana da yansımış görüşümü engelliyor gibiydi. Özge abla aşağıda benim tek bir cevabımı bekliyordu. Cevabım onun şüphesini yok da edebilirdi, daha da büyütebilirdi. Keşke bir şey söyleyebilseydim de ne olacağını bilebilseydim ama her zaman olduğu gibi konuşamadım. Kendimi sürekli ne kadar güçlü olduğumu söyleyerek telkin etmiştim, şu an ise güçlü oluşum bir yana ne kadar aciz olduğumu fark ediyordum. Sonuna kadar ağlamadan, bu acizliğimi herkesten saklayarak yaşamıştım. Bu kadar uzun zamanın sonunda vücudum artık kendimi tutmama, duygularımı bastırmama dayanamayacak kadar zayıflamıştı. Bacaklarım artık bana ve her gün artarak üzerime binen ağırlıkları taşıyamadı. Merdivenin korkuluğuna tutunarak ilk basamağına oturdum. Gözümden düşen her yaşta nefes alıp verişlerim şiddetlendi. Boğazımdan gelen hıçkırıkları artık engelleyemeyeceğime kanaat getirdiğimde hepsi ağlamaklı sesime karıştı. Sırtıma elini koyan Özge ablaya bile aldırış edemeden ağlamamı sürdürdüm. “Bana bak Parya.” dedi ve yanıma oturdu. İçimde tuttuğum onca şeyin bütün kasvetiyle beni terke ettiğini ve biraz olsun hafiflediğimi hissediyordum. Elimi kaldırıp silmeye bile niyet etmediğim gözyaşlarımı baş parmağıyla yavaşça sildi. “Parya, konuş benimle.” dedi ama sakinleşemiyordum. Hoş zaten sakinleşmek istemiyordum. Bana ağlamanın çevremdekilere sadece ödül olarak geleceğini ve benim bir zayıflığım olduğu öğretilmişti. Zira zayıflıkla uzaktan yakından ilgisi yoktu ağlamanın. Omuzlarımın titremesine engellemek için kollarımı sıkıca tuttum. Özge ablanın kolları beni şefkatle sardı. Bana sarılması üzerimde taşıyamadığım tüm yükleri alıyor gibiydi. Beni buraya kilitleyip bana bunları yaşattıktan sonra hiçbir şey yok gibi bana sarılmasından hoşnut olmam beni incitiyordu. Ağlamama ara verdim bir an. Gözyaşlarımda boğulan yüzümü ona döndürdüm. Hıçkırıklarımın arasından “Beni niye burada… tutuyorsunuz.” dedim. Gözlerini kaçırıp soruma cevap arıyor gibi bekledi. “Sadece seni korumak istiyor Parya.” “Buna korumak mı diyor?” dedim. “Bana bir şeyleri açıklamalısınız artık. Görmüyor musunuz? Boğuluyorum.” Elimle ağrıyan kalbime bastırdım. Kalbim acıyordu. Ve bu acı arttıkça ben daha çok boğuluyordum. Özge abla bir yararı olmadığını anladığı kollarını üzerimden çektiğini hissettim. Konuşurken biraz olsun dinen hıçkırıklarımla ayağa kalktım. Elimi kalbimden çekmeye korkarak merdivenlerden bir bir indim. Arkama dönmedim çünkü yüzüme onun da sahte olup olmadığını bilmediğim pişmanlıkla bakmasını seyretmek istemedim. Alt kata vardığımda etrafıma uzun süre baktım. Neredeydin ben? Hangi şehirdeydim? Neden buradaydım? Beni alıp…