1. BÖLÜM
Yazar: kubaakral

Müstakil evimin ahşap girintilerinde sigara külleri ayıklamadan önce bu yollara başvurmuştum. Ölüme çare bulmak. Hayatımın son amacıyıdı, hatalarım onlarca insanın ölümüne yol açtığında bunu aklıma kazımıştım. Şimdi İstanbul sokaklarında başı boş geziyorum, kafam bir dünya, havada içki kokusu var. Meyhanlerin yanından geçerken burnunu kokudan korumaya çalışıyorum, çok zor. Sonra bir direğe çarpıyorum, burnum sızılıyor, ardından küçük deliklerinden dudak ucuma kan akıyor, umursamadan yoluma devam ediyorum. Soğuk akşam kışlıkları her yerde, gözümü kırpmadan yürüyorum, burnumdaki ağrı şiddetleniyor, başım dönüyor. Etrafımdaki insanların yargılayıcı bakışlarını yüzümde hissediyorum. Ağlamamaya çalışıyorum. Çok zor. "Ayşin!" Duyulan gür sesle başımı arkama çevirdim, fahişelerin ve ara bulucu erkeklerin arasından biri dikkatimi çekti. İki elini ağız kenarlarına siper etmiş, var gücüyle bana bağırıyordu. "Tek bir adım dahi atarsan seni beyninden vururum!" Siktirrrr. Tabiki adım atacaktım. Hatta, koşacağım. Kaldırımdaki kalabalığa karışmak için alelacele sırtımdaki ağır çantayı rastgele bir yere savurdum, aksi halde hızımı kesecekti. Ayrıca bir kadına çarpmış olmalıydı ki arkamdan sevgi dolu sözcüklerini duydum. "Kaçma Ayşin!" Kalabalığı yararak ara sokaklara ulaşmaya çalıştım ama bu bir hayli zordu. Her yönden bir şekilde açıkta kalan taraflarım vardı. Gizlenmeliydim. Bir anlığına arkaya baktığımda bellerindeki silahlarla bana doğru koşan serserileri gördüm. Bu piçlerden şehir değiştirerek bile kurtulamıyordum. Polis yok mu lan! Git onlara da seni bir güzel kelepçelesinler, dedi sol beynim. Küçük bir kıyafet dükkanının yanından geçtiğim o kısacık saniyede kaldırımdaki raflardan bir şal ve elime gelen ilk eteği alarak sağımda kalan ara sokağa döndüm. Şimdi önüm açıktı ama yol dar, çıkmaz olup olmadığını bilmediğim bir sona doğru koşuyordum. Yeniden arkama baktığımda içlerinden birinin bulunduğum ara sokağın solundaki kalabalıktan geçtiğini gördüm. İyice yaklaşıyorlardı. Elimdeki kıyafetlere kısa bir an baktım. Ne boka yarayacaktı ki? Her türlü anlarlardı. Düşüncelerim beni ölüme çağırırken gözlerim bir çöp konteynerıyla kesişti. Yap hadi. İğrenerek, ama durumun faydasından yararlanarak ayağımı siyah çöp poşetlerinin arasına soktum. Ayak tabanım zemine değdiğinde vıcık vıcık, yumuşak bir şey de aynı saniyede tenime dokunmuştu. Kötü kokudan ve bilinmez gerçeklik yüzünden midem resmen ağzıma geldi. Öğürmemek ve ses çıkarmamak için ağzımı avucumla örtmek zorunda kaldım. Son bir defa, izin ver yaşayayım. Yarım saatlik, işkence gibi bir sürenin ardından başımı hafifçe yukarıya kaldırdım, dağınık, yağlı siyah saçlarım siyah poşetlerin arasında belirdiğinde gözlerim küçük bir aralıktan önümdeki karanlık boşluğu izledi. Sessizdi. Kimse yok gibi görünüyordu. Tereddütte kalsam da iki kolumu yukarıya doğru kaldırıp çöp konteynerının kenarlarına tutunarak doğruldum. Doğrulmaz olaydım. Üst gövdem serin havayla buluşurken alt kısmım çöplerin hükmü altında kalmıştı. Çöpün içinde öylece duruyordum ve yarım bir çember şeklinde bir duvardan diğer duvara kadar etrafımı sarmış adamların varlığına yeni yeni alışıyordum. "Selam, ben... Öyle biraz ot arıyordum. Para için," dediğimde kimse gülmedi. Gülmezler tabii. "Hoşaf aşkına! Seni özlemişim Kamil Amca! Paran neredeyse hazır." Dudak kenarından kaşına uzanan çirkin bir yara izine sahip ihtiyar sözlerime karşı mimik oynatmadı. Sadece minik bir parmak şıklatması yaptı ve aynı saniyede birkaç herif tarafından çöpün içinden çıkartılıp ıslak zemine fırlatıldım. "Ayıp oluyor Kamil Amca!" "Neyin var ki böyle kabadayılık taslıyorsun Ayşin? Bize o çürümüş amcığınla bile ödeme yapamadın." Yanaklarımın sinirden kızarmasına engel olamadım. Burnumdan soluyarak ayaklandığımda iki kişi beni kollarımdan yakaladı. Debelensem de ellerinden kurtulamadım. Kollarım ikisi tarafından sertçe geriye çekildiğinde belime saplanan acıyla bağırdım. O sırada Kamil yanıma yaklaşmış, dudak arasındaki sigarayı çıkarmıştı. Buu sefer saçımd…