Mezar
Yazar: Nisanur Tamer

2017 Chris’in evlilik kararının heyecanı çevresindeki herkesi sarmıştı. Julianne önceden anlaşamadığı fakat şimdilerde kendine yakın gördüğü kızın mutluluğu için koşturmakla meşgulken Mary de şarkı listesi ayarlamakla uğraşıyordu. Chris ondan özel olarak bu görevi istemişti. Jack’in kardeşinin mutlu olması için elinden geleni yaptığını biliyordu ve müziğin ruhunu doyurduğunu söyleyen Mary için daha güzel bir görev olamazdı. Bu durum aynı zamanda arkadaşını da mutlu ediyordu, biliyordu. Jack elindeki çiçekleri masaya koyup arkadaşının telaşlı hallerine güldü. Chris üzerindeki cekette hiçbir kırışıklık olmamasına rağmen sürekli onu düzeltirken Jack omuzlarından tutarak masaj yaptı ona. “Sakin ol. Her şey harika gidecek.” “Çok gerginim he. Altıma yapacakmışım gibi geliyor.” Jack bir kahkaha patlatıp arkasında arı gibi hızlı hareket eden Julianne’e baktı. Tam yanından geçip gidecekken kolundan yakalayarak kendisine çekti. Julianne perçemlerini şekillendirmiş uzun saçlarını da dalgalandırmıştı. Uzun zaman sonra yaptığı ilk değişiklikti bu. Üzerinde de simsiyah uzun bir elbise vardı. Makyajının abartı tek yanı kıpkırmızı rujuydu. Jack alınlarını birleştirip gözlerini kapadı. Parmaklarını dalgalardan birine dolayıp yumuşacık saçlarını sevdi sevgilisinin. “Ama işimiz var. Beni oyalıyorsun.” “Her şey tamam. Mary ve sen ortalığı velveleye veriyorsunuz.” “Abi! Kristin için uğraşıyoruz herhalde!” Jack başını çevirip kardeşinin sinirli yüzüne baktı. Sabah radikal bir kararla saçlarını simsiyah yapmıştı. Öncesinde koyu kumral saçları şimdi abisininkilere benziyordu. Julianne şimdi büyük ve küçük Jack’e bakıyor gibi hissediyordu. “Tamam tamam bir şey demedim hemen yükselme.” Julianne’e yeniden dönüp dudaklarına hızlı bir öpücük kondurduktan sonra kalktı. Chris onlardan uzaklaşmıştı o arada. Telefonla konuşuyordu. Jack’i görünce dudaklarını oynatarak bir saniye dedikten sonra kapadı telefonu. “Geliyor. Herkes yerine geçebilir.” Derin bir nefes verdikten sonra kapıya yaklaştı. Julie ve Mary mutfağa Jack ise odaya geçmişti. Salonda yalnızca Chris vardı şimdi. Çiçeklerle süslenmişti masanın tamamı. Birkaç mum da eklenmişti. Her renk, türü barındıran her şey Kristin’in sevdiği gibiydi. Jack bugünlük evini arkadaşına vermişti. Chris bugün onlar için yapılan her şeye minnettar olduğunu söyleyerek geçirmişti saatlerini. “Sakinim. Evet. Sakinim.” Kapı çaldığı an arkadaşının gizlice onları izlediği yöne baktı. Jack baş parmaklarını kaldırıp onu yüreklendirerek güldü kendi kendine. Yıllardır tanıdığı adamı ilk kez heyecandan delirecek gibi görüyordu. “Aşk işte adamı delirtiyor.” Kristin’in sesi evi doldurunca kızlar heyecanla birbirlerine bakıp baş başa vererek izlemeye başladılar karşılarındaki çifti. “Chris? İyi misin?” “Ben? Ben mi?” “Evet bebeğim sen.” “Çok sıcak değil mi? Sanki cam açsak iyi olur.” “Aslında iyi ama-” “Hadi sen otur ben camı açayım.” Kristin kendi sandalyesini çekecekken Chris geri dönüp gülümsedi sevgilisine. “Ne unutkanım. Önce sandalye.” Kızlar elleriyle ağızlarını kapatarak gülmemek için zor tutuyorlardı kendilerini. Chris’in o sert adam tavrından sıyrılıp böylesi heyecanlı birine dönmesi oldukça komik ve tatlı görünüyordu. Kristin eve girdiğinden beri ilk kez dikkat etmişti çevreye. Sevgilisinin garip tavrına odaklanmaktan onlara göz atamamıştı. “Burası çok güzel görünüyor.” “Sevdin mi?” “Evet en sevdiğim çiçekleri koymuşsun. Çok güzel de kokuyorlar.” “Senin için.” “Peki bugünün bir anlamı var mı?” Chris bu soruyu bekliyordu. Mary de hemen harekete geçerek bilgisayarın başına gelmiş ve şarkıyı hoparlörlere aktarmıştı. Şimdi evin duvarlarında Elvis Presley’den, can’t help falling in love with you yankılanıyordu. Cebindeki yüzüğü bulup oturan Kristin’in önünde diz çöktüğünde sevgilisinin dolan gözlerine odaklandı Chris. Bunu bir gün beklediğini biliyordu ama asla o gün olduğunu düşünmediğine emindi. İşin güzel kısmı da buydu. “Böyle şeylerin bir zamanı olduğuna inandığını biliyorum. Ama ben daha fazla bekleyemezdim. Hayat hiç a…