Adalet
Yazar: Nisanur Tamer

2017 Hafif hafif esiyordu rüzgâr. Pencereden girerek nazikçe tenlerini sardığında yatakta sarılarak uyumuştu Jack ve Julianne. Orman havası uzun zamandır üzerlerine sinmiş yas ve acıyı bir nebze de olsa silmek adına çalışmıştı, işe yaramış görünüyordu. Julianne evde olduğundan daha fazla tebessüm konduruyordu dudaklarına. En büyük korkusu unutmaktı ancak zihni buna istese de izin vermezdi. Çünkü kalbe taht kurmuş insanlar bir anda çekip gitmezdi. Gidemezdi. Önce kalpteki yerini alır ardından tüm hücreleri ele geçirecek kadar yerleşirdi zihne. Emmy’nin yeri de tam olarak böyleydi. İlk Julianne açtı gözlerini. İstemsizce kıvrıldı dudakları. Üzerindeki örtüyü itip doğruldu. Yanında uyuyan Jack’in gözleri gibi koyu saçlarını eliyle düzeltti. Onu uyandırmamaya özen gösteriyordu. Yavaş hareketlerle yataktan çıktıktan sonra mutfağa geçti. Denizi gören camın önüne çekti masayı önce. Saatlerce otursa dahi sıkılmayacağı bir manzaraydı bu. Ardından dolaptaki yiyecekleri tek tek tezgâha çıkardı. En son ne zaman doğru düzgün bir yemek yediğini hatırlamıyordu. Çoğu geçiştirilmiş öğünlerle dolu bir yeme düzeniydi onunki. Bazı aktivitelerin insan zihni boşalttığı söylenirdi. Müzik dinlemek, kitap okumak veya spor yapmak gibi. Yemek yapmakta bunlardan bir diğeriydi. Ama Julianne zihnini boşaltmak için ne denese yetersiz geleceğini hissediyordu. Domatesleri keserken dedektif belirdi zihninde. Arkadaşının intihar ettiğini nasıl da inanarak söylemişti ama. Öyle olmadığını biliyordu ve bunun adına uğraşacak ardındaki gerçekleri ortaya çıkaracaktı. Adaletin terazisini bozmak kolaydı ona göre belki ama Julianne için aynı basitlikte işlemiyordu gerçekler. Ne kadar saklanmak istenirse istensinler bir gün çıkıyorlardı ortaya. “Günaydın.” Elindeki bıçağı düşürdü bu ani günaydınla. Arkasını döndüğünde ona gülümseyerek bakan Jack’e gülümsedi o da. “Korkuttun beni.” “Bu kadar korkmanı beklemiyordum. Eee ne yiyoruz bakalım?” “Omlet, pankek ve klasik kahvaltılıklar.” “Harika. Açıkçası en son böyle alternatifleri ne zaman yediğimi hatırlamıyorum.” “O zaman lezzet şölenine hazır ol.” “Hmm? Öyle mi?” Jack yaklaştığında o da geri geri giderek tezgâha yasladı bedenini. Jack’in beline dolanan parmakları bir anda bedenini yukarı kaldırdığında bacaklarını da beline sardı sevgilisinin. Alınlarını birbirine dayayarak kapadılar gözlerini. İlk hamleyi Jack yaptı. Dudaklarını birleştirdiğinde Julianne gülümsedi yeniden. Orman, denizi gören bir manzara ve sevdiği adamla olmak ruhunu dinlendiriyordu. Buna gerçekten ihtiyacı vardı. “Bırak beni de kahvaltıyı bitireyim.” “Acaba başka şeyler mi yapsak?” Jack’in imalı bakışlarına karşılık kahkahasını tutamadı. Hafifçe omuzlarına vurup onu indirmesini sağladıktan sonra işinin başına döndü. Sevgilisinin de yardımıyla kahvaltıyı kısa sürede hazırladıktan sonra Julianne’nin çektiği masaya oturdular. Sessizlik içerisinde başladı yemekleri. İkisi de önlerindeki yiyeceklere odaklanmıştı. Jack ara ara Julianne’nin tabağına bakıp yemeğini kontrol ediyordu. “Yemiyorsun.” “Hı?” “İyi misin?” “Bilmiyorum. İyi olup olmadığımı anlayamıyorum.” Elindeki çatalı bırakıp elleriyle yüzünü kapatarak derin bir nefes aldı. Karşısındaki enfes manzaraya yüzünü çevirdiğinde dolu doluydu gözleri. Bulanık gördüğü denizi izledi bir süre. “İçten içe haksızlık ettiğini düşünüyorsun ama hayat devam ediyor Julie. İstediğin kadar engellemeye çalış yaşamaya devam ettiğin sürece sana gelecek ve senden gidecekler olacak.” “O ne demek?” “Az önce kahvaltıyı hazırladığımız anda bile kendini suçladığını biliyorum ve eğlenmenin arkadaşına haksızlık olacağına inanıyorsun ama bu doğru değil.” “Elimde değil.” “Anlıyorum ama bu böyle gitmez. Kendine yaşadığın her güzel anı zehredemezsin.” Başını belli belirsiz sallayarak onayladı sevgilisini. Bıraktığı çatalını yeniden alarak elinden geldiğince yemeğine devam etti. En azından normalden fazla yemek girmişti bünyesine. Jack’te yemeğin devamındaki sessizliğe susarak katıldıktan sonra bitirdi yemeğini. Masayı toplamada yardım…