-İz-

Beyaz Lilyumlar

Yazar:

-İz- – Nisanur Tamer kitap kapağı
-İz- – Nisanur Tamer kitap kapağı

2017 Zaman su gibi akıp gittiğinde hayatınızın yönünü nereye çevirdiğini anlamak ve onu yakalamak zor olabilir. Yaşananlar canınızı çok yaktığında onların sonucunun size ne getireceğini anlayamayabilir ve ne yapacağınızı kestiremeyebilirsiniz. Ama bazen tüm bunlar size bir amaç verir. Aynı Julianne’e verdiği gibi. Emmy’nin ölümünden saatler sonra ilk kez gözlerini uykuya teslim ettiğinde Jack yanı başında onu izliyordu. Ardı arkası kesilmeyen ağlama krizleri, neden sorgulamaları eşliğinde geçen zamandan sonra yeni sessizleşmişti ortalık. Olay yeri ekibi tüm incelemeleri yaptıktan sonra Jack arkadaşlarının yardımıyla evi hızlıca temizletmiş ve orada kimse ölmemişçesine her yeri tertemiz yapmıştı. Şimdi düzenli nefes alıp veren Julianne’i izliyordu. “Onsuz ne yapacağımı bilmiyorum.” “İnsan en yakın arkadaşını kaybedince nasıl davranır bilmiyorum.” “Canımdan can alınmış gibi Jack. Onu kaybetmiş olmayı kabullenemiyorum.” Bu cümleleri defalarca duymuştu ve zihni onun da aynı acıları çekmesini istiyor gibi her boş anında haykırışlar eşliğinde yeniden canlandırıyordu olanları. Telefonu çalınca cevapladı hemen. Kapıyı arkasından yavaşça çekerek salona indi. “Jack ortalık nasıl?” “İyi olacak. Şimdi uyudu.” Chris’in derin bir nefes verdiğini duydu. Oflamak ve sıkıntılı hissetmek arasında bir tepkiydi onunki. “İnanılmaz bir hayat. Bir sene önce ailesi şimdi en yakın arkadaşı. Talih mi bu şimdi?” “Bu sorgulamaları defalarca duydum. Başka şeylerden bahset Chris. Aynı döngüden çıkart beni. Hayatın yaşanılabilir şeyleri barındırdığından falan bahset.” “Haklısın, kusura bakma. Bak ne diyeceğim. Julie’yi de al gel, bizim orman evinde kalın. Kafası dağılsın ne bileyim dikkatini başka şeylere versin.” Jack bu fikri çok kısa sürede kafasında tartıp onayladı. Her ne kadar şu an uyuyor dahi olsa ayık olduğu her saatte bu evde nefes almanın onun için ne kadar zor olduğunu görebiliyordu. Duygularını dengelemek istediği her an birilerinin mutfaktan, salon kapısından çıkıp ona seslenmesini bekler gibi bir hali vardı Julianne’nin. Uyuşmuştu. “Olur. En kısa sürede oraya geliriz. Ama önce cenaze işlerinin bitmesi gerek.” “Doğru. Yardıma ihtiyaç olduğunda bir telefon uzağındayım. Biliyorsun.” “Sağ ol Chris.” “Lafı olmaz.” Telefonu kapadıktan sonra koltuklardan birine bıraktı yorgun bedenini. Kendine odaklanmadığından ne kadar yorulduğunu fark etmemişti bile. Kendi ailesini düşündü. 25 yaşındaydı. Bu zamana dek ona sevgilerini tam anlamıyla gösterip göstermediklerini hatırlamıyordu. Sahi insan ailesinden sevgi görse unutabilir miydi ki? Sanmıyordu. Buruk bir gülümseme sardı dudaklarını. Herkesin kendine göre yarası vardı zaman yolculuğunun bir yerlerinde ve onunki kalbine fazla yakındı. Julianne ne kadar şanslıysa onun etrafını saran olumlu duyguların hiçbiri kendi hayatının yakınından geçmiyordu Jack de bu yüzden bir o kadar şanssızdı. Terazi herkese ne yazık ki aynı işlemiyordu. Telefon melodisi yeniden boşlukta yankılanınca ekrana çevirdi bakışlarını. Rhys arıyor... “Bir sen eksiktin.” Biraz bekledi, belki kapatır diye düşündü ancak babası istediğini almadan davalarından vazgeçen biri değildi. “Jack.” “Efendim.” “Neredesin? Yazdıklarım gelmedi sanırım.” “Geldi. Ama şu an daha önemli işlerim var.” “Neymiş o çok önemli işlerin?” “Sana hesap vermeyeceğim. Önemli bir şey yoksa kapatıyorum.” “Emmy Wilson ölmüş doğru mu?” “Doğru.” “Yazık olmuş.” Eli kapatma tuşunun üzerindeydi. Fazla düşünmeden bastı. Öğüt dinleyecek ya da iğnelemeli herhangi bir cümleyi kaldıracak ruhsal durumun içerisinde değildi. Böyleydi ama babası. Görmeyen birine dünyanın güzelliklerini anlatmak kadar zordu babasına sevmenin kıymetini anlatmak. Emmy’e üzülmesini beklemekte deveye hendek atlatmak gibi bir şeydi. Yukarıdan ses duyunca kalktı hemen. Julianne’nin odasına gittiğinde onu yatakta otururken buldu. Tek bir noktaya bakıyor kendi kendine bir şeyler fısıldıyordu. Ağladığının da farkında değildi. “Julie?” Başını kaldırıp bakmadı ona Julianne. Kollarını bedenine sımsıkı sararak dışar…

Bölümün tamamını WritePad'de oku