İSYANKAR

Bölüm-8: Acıya Karşı Direnen Kalp

Yazar:

İSYANKAR - Yıldızların altında. kitap kapağı
İSYANKAR kitap kapağı

Elçin Vural Defterim… Komodinin üzerindeydi. Nasıl gelmişti? Kim getirmişti? Bilmiyordum. Ama bildiğim tek bir şey vardı. Her sabah uyandığımda ilk işim o deftere sarılmaktı. Sonra gözlerimi kapatır, fısıldayarak kendime tek bir cümle söylerdim. “Kurtuldum.” O deftere sarılıp bu kelimeyi söylemek… Sanki abime söylüyormuşum gibi hissettirirdi. Lakin bugün yapmamıştım. Hissettiğim şey suçluluk muydu? Bilmiyordum. Bugün abimle konuşmamıştım. “Sen… Abini unuttun mu Elçin?” İç sesimle irkildim. Ben abimi unutmazdım. Kendimi unutur… Yine de onu unutmazdım. “Ama bugün sarılıp ‘Kurtuldum.’ demedin.” Başımı iki yana sallayamadım bile. Öylece deftere bakmaktan başka hiçbir şey yapamadım. “Elçin…” Kuzey’in sesiyle kendime geldim. O an odada yalnız olmadığımı yeniden hatırladım. Başımı çevirip onlara baktım. Hepsi bana bakıyordu. Gözlerinden belliydi. Endişelenmişlerdi. Beni öyle görünce… Endişelenmişlerdi. Öyle ki Kuzey yanıma kadar gelmişti. Ve ben onun ne zaman yanıma geldiğini bile fark etmemiştim. “Defterim…” dedim. Gözlerimi onunkilerden ayırmadan. Bana en dürüst davranabilecek kişi oydu. En azından ben öyle hissediyordum. “Buraya nasıl geldi?” Sesim istemsizce sert çıkmıştı. Çünkü bilmiyordum. Ya onu getiren kişi içindekileri okuduysa? Ya en büyük sırlarım artık sadece bana ait değilse? “Ben getirdim.” Kuzey gözlerini benden ayırmadan konuşmuştu. Defteri o getirmişti. Peki… İçindekileri de okumuş muydu? “Kuzey o defteri okumaz.” İç sesim bu kez daha sakindi. “O bizim şövalyemizdi.” O cümleye inanmak istedim. Gerçekten istedim. Ama… Aradan on altı yıl geçmişti. Hâlâ benim şövalyem miydi? Sanki içimdeki çatışmayı hissetmiş gibi konuştu. “Merak etme.” dedi. “İçini açıp bakmadım.” Gözlerini bir saniye bile gözlerimden ayırmamıştı. Baktım… Sadece baktım. Gözlerindeki eminliğe… Gözlerindeki ciddiyete baktım. Gerçekten açıp bakmamıştı. Çünkü o bakışı biliyordum. Eski Kuzey’in bakışıydı bu. Güven veren bakışı… O bakışı, abim ve ben dışında kimse bilmezdi. “Neden bana söylemedin?” diye sordum. Çünkü o defter… Benim her şeyimdi. Kuzey’in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. “Çünkü çok huzurlu uyuyordun…” dedi. O an… Ne diyeceğimi bilemedim. Ağzımı açamadım. Gözlerimde hangi duygu vardı bilmiyordum. Ama kalbim… Çok hızlı atmaya başlamıştı. “Patlamış mısır var mı?” diye ortaya atıldı Sarp. Gözlerimi Kuzey’in gözlerinden ayırıp ona baktım. Gerçekten harikaydı. Bütün tim ve Ferit Albay oradayken… Tam da o anda bunu söylemişti. “Yok kardeşim ama daha güzel bir şey var…” dedi Doruk, gözlerini Sarp’a dikerek. “Ne?” diye sordu Sarp. Gözlerimi kapattım. Bunu öyle çocuksu bir heyecanla sormuştu ki… Nasıl başarıyordu bilmiyordum ama ciddiyetsizliği bile kendine has bir ciddiyet taşıyordu. “Osmanlı tokadı.” dedi Doruk, hiç ifadesini bozmadan. “Sever misin?” “Vallahi senin elindense severiz.” diye cevap verdi Sarp. Yanımdaki Kuzey yumruğunu sıktı. Şu an sabır diliyordu herhâlde. “Yeter.” diyen ise Ferit Albay’dı. Bakışlarını bütün timin üzerinde gezdirdi. En son Sarp’ın gözlerinde durdu. “Biraz ciddiyet.” dedi gözlerinin içine baka baka. Sarp, başını otomatik olarak sallamakla yetindi. Ferit Albay bu sefer bana döndü. “Kızım, istersen sen biraz yeni odanda dinlen…” dedi gülümseyerek. Sonra Kuzey’i hafifçe ittirip yanıma geldi. “Hem Gölge Timi’nin işleri var.” diye ekledi. Bütün Gölge Timi aynı anda birbirine bakmaya başladı. Ağzındaki baklayı ilk çıkaran ise Metehan oldu. “Ne işi komutanım?” diye sordu. Sarp konuşmaya pek cesaret edemiyordu şu dakikalarda ama Metehan’a katıldığını belli edercesine hemen başını salladı. Kendi adıma konuşmam gerekirse… Bu kadar övülen bir timin bu kadar şapşik olması biraz garipti. “Bir şey derdim de…” diye sertçe nefes vererek konuşmaya başladı Ferit Albay. “Dua edin burada bir kız var. Dua edin.” dedi. İstemsizce dudaklarımı birbirine bastırdım. Evet… Gölge Timi gerçekten garip bir timdi. “Peki, ben biraz dinleneyim. Siz de işinize gidin.” dedim gülümseyerek. Maksat ortamı biraz yumuşatmak ve Ferit Albay’ın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku