Bölüm-10: Suskunluğun Yankısı.
Yazar: Yıldızların altında.

Elçin Vural. Bütün Tim bir anda odama doluşmuştu. Ferit Albay da onların arasındaydı. Ve hepsi aynı noktaya bakıyordu. Barış’a. “İyi ki Barış!” dedi Ferit Albay. Sesinde sinirden çok bıkkınlık vardı. “Sana bekle demedim mi ben?” “Baba… Pağdon, komutanım.” diye düzeltti kendini Barış. “Bekledim zaten.” Elleriyle anlatarak konuşmaya başladı. “Sonğa biğ asker bana dedi ki; ‘Gölge Timi’ni ağıyoğsan Elçin Vuğal’ın yanındadığ.’” Derin bir nefes aldı. “Ben de biğaz daha bekledim. Gelmedikleği için buğaya geleyim dedim.” Omuz silkti. “Buğdalağdılağ diye.” Cümlesini bitirdiğinde bütün tim ona bakıyordu. Şok olmuşlardı. Ben ise dudaklarımı birbirine bastırdım. Gülmemek şu an gerçekten zordu. “Komutanım?” dedi Kuzey. Bakışları Ferit Albay’a dönmüştü. Aslında sadece Kuzey’in değil, herkesin kafasında aynı soru vardı. Ferit Albay derin bir nefes verdi. “Evet beyler.” Bakışlarını timin üzerinde gezdirdi. “Yeni tim arkadaşınız Barış Demir.” Barış dikleşti. “Bu görevde sizlere yardımcı olacak.” Ferit Albay bunu söylerken gözlerinde garip bir ifade vardı. Sanki biraz eğleniyordu. Ama bunu belli etmemek için uğraşıyordu. “Ciddi misiniz komutanım?” diye sordu Metehan. Gözleri hâlâ Barış’ın üzerindeydi. “Çok ciddiyim.” dedi Ferit Albay. Sarp derin bir nefes verdi. “Benim psikolojim buna hazır değil komutanım.” Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Ardından Sarp bütün timi işaret etti. “Beni geçin.” “Bunlar hiç hazır değil.” “Hem de hiç.” Timin büyük kısmı istemsizce başını salladı. Ferit Albay ise kollarını göğsünde birleştirdi. “Her duruma psikolojiniz hazır olmalı beyler.” Sesi bu kez daha sert çıkmıştı. “Bunun eğitimini aldınız sanıyorum.” Bir anda herkes ciddileşti. “Emredersiniz komutanım.” dedi Kuzey. “Güzel.” dedi Ferit Albay. Sonra bakışlarını oğluna çevirdi. “Kendini tanıt.” Barış dikleşti. Asker selamı verdi. “Bağış Demiğ.” Daha ilk cümlede Sarp gözlerini kapattı. “Başladık…” diye mırıldandı. Barış hiçbir şey olmamış gibi devam etti. “Yiğmi altı yaşındayım.” “Kağa Kuvvetleği’nde göğev yaptım. Son yıllağda da özel biğlikte buğundum.” “Yakın muhağebe, silah kullanımı ve takip konusunda eğitim aldım.” Bir an durdu. Sonra son derece ciddi bir ifadeyle ekledi: “Aynıca yiğmi altı yıldığ R hağfiyle savaşıyoğum.” “Şu ana kadağ da kazanamadım.” Odanın içinde birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Bora başını eğdi. Alperen dudaklarını sıktı. Doruk gözlerini başka tarafa çevirdi. Metehan tavana bakmaya başladı. Hepsi gülmemek için mücadele ediyordu. En sonunda Sarp pes etti. “Tamam.” Derin bir nefes aldı. “Ben bunu sevdim.” Barış şaşkınca ona baktı. “Ne yaptım ki?” “Hiçbir şey.” Sarp başını iki yana salladı. “İşte sorun da bu zaten.” Sonra diğerlerine döndü. “Daha beş dakikadır burada ama ben bu adamı sevdim.” Bu sefer odanın içinde bastırılmaya çalışılan birkaç gülüş yankılandı. Ve uzun zaman sonra… Ben de kendimi gülümserken yakaladım. Gölge Timi’nin enerjisi beni mutlu ediyordu. Uzun zaman sonra böyle samimi bir konuşmaya tanık olmak içimi ısıtmıştı. En son abimle bu kadar samimi konuşmuştum. O da ölmeden önceydi. O an gözlerim Kuzey’e kaydı. Beni izliyordu. Gülümsememi izliyordu. İstemsizce daha çok gülümsedim. Bilerek olmamıştı. Kalbimi ısıtan insanlara karşı hep böyleydim ben. Abimin bir sözü geldi aklıma. “Hep böyle ol tamam mı Elçin’im? Bize gülümsemeni göster ama diğerlerine öldürecekmiş gibi bak…” Gülümsemem buruklaştı. Ama yüzümden silinmedi. “Bak abi…” dedim içimden. “Dediğini yapıyorum.” Kimse duymadı. Ama biliyordum. Abim duymuştu. Gözlerimiz Kuzey’le birleşti. O bana baktı. Ben ona baktım. Gülümsememi görünce o da gülümsedi. Belki de Kuzey’i uzun zaman sonra ilk kez bu kadar samimi gülümserken görüyordum. Sadece birbirimize baktık. Gözlerimiz, birbirimizin gülümsemesinde ve gözlerinde gezindi. Kalbimin sıcacık olduğunu hissettim. Son zamanlarda zaten yavaş yavaş ısındığını hissediyordum. Ama belki de ilk kez bunu bu kadar net hissediyordum. Çünkü insanın kalbini bir kez ısıtmayı başaranlar… Gün gelip onu yeniden de ısıtmayı biliyord…