Bölüm-7: Kırık Ama Güçlü Kalp
Yazar: Yıldızların altında.

Elçin Vural. Kaç gün geçtiğini bilmiyordum. Zaman kavramını çoktan kaybetmiştim. Ama bildiğim tek bir şey vardı. Yıllardır yaptığım şeyi yeniden yapmaya başlamıştım. Güçlü duruyordum. Ya da en azından öyle görünüyordum. Gölge Timi o günden beri hep yanımdaydı. Sessizliğimi sorgulamamışlardı. Konuşmam için beni zorlamamışlardı. Ama bir an olsun da yalnız bırakmamışlardı. Onlarla hâlâ doğru düzgün konuşamamıştım. İçimde hep aynı düşünce vardı. “Gerçekten iyi olduğum zaman konuşurum.” Ama günler geçtikçe bir şeyi fark ettim. Gerçekten iyi olacağım bir zaman yoktu. Belki de hiç olmayacaktı. Bu yüzden onlara hak ettikleri kelimeyi söyleyecektim. Saat on gibi geleceklerini biliyordum. Bugün hepsi gelecekti. Bunu da biliyordum. Bazı günler yalnızca birkaç kişi uğruyordu. Bazı günler ise Gölge Timi eksiksiz geliyordu. Kuzey ise sadece herkesin geldiği günlerde geliyordu. Ama geldiğinde bile yüzüme bakmıyordu. Hiç yanıma gelip benimle konuşmaya çalışmamıştı. Nedenini anlayabiliyordum. Ve bunu anlamak canımı daha çok yakıyordu. İçinde suçluluk vardı. Bana karşı… Abime karşı… Belki de en çok kendine karşı. Kapının çalınmasıyla düşüncelerim dağıldı. “Gel.” Sesim bu kez daha sakindi. Gölge Timi’nin bir alışkanlığı vardı. Kapıyı çalmadan asla içeri girmezlerdi. Kapı açıldı. Birer birer içeri girdiler. Hepsinin dudaklarında küçük bir tebessüm vardı. Sadece Sarp’ınki küçük değildi. Bildiğin sırıtıyordu. İster istemez içimden gülümsedim. Komik biriydi. Ve bunu inkâr edemezdim. “Günaydın.” dediler hep bir ağızdan. Uzun zaman sonra… “Günaydın.” Bu kez cevap veren bendim. Benden böyle bir şey beklemiyorlardı sanırım. Çünkü hep birden bana baktılar. Yüzlerindeki tebessüm yerini şaşkınlığa bıraktı. Gözlerindeki o şaşkınlığı rahatça okuyabiliyordum. “Bunun ateşi var mı?” dedi Sarp ciddiyetle. “Bir baksanıza, az önce bize ‘Günaydın.’ dedi.” Bora’nın kulağına fısıldadığını sanıyordu. Oysa odadaki herkes duymuştu. Yüzümdeki tebessüm biraz daha büyüdü. “Yok,” dedim. Bakışlarım bu kez Kuzey’e kaydı. Dudaklarındaki belli belirsiz gülümsemeyi ilk kez gördüm. “Emin misin?” dedi Sarp, hâlâ rolünü bozmadan. “İstersen hemen hemşireyi çağırayım.” Ve ben… Kahkaha attım. Uzun zaman sonra ilk kez. İlk kez odada hıçkırıklarım değil… Kahkaham yankılandı. Kimse konuşmadı. Sanki o sesin bitmesini bekliyorlardı. Kahkaham yavaşça dinerken yüzümde hâlâ küçük bir tebessüm vardı. Tek tek hepsine baktım. Ve hak ettikleri o iki kelimeyi söyledim. “Teşekkür ederim.” Beni sadece kurtarmamışlardı. Yanımda da durmuşlardı. Uzun zaman olmuştu… Birilerinin gerçekten yanımda olduğunu hissetmeyeli. Bu duyguyu özlemiştim. Hepsinin yüzünde yeniden aynı sıcak gülümseme belirdi. Demek ki bazen küçücük bir teşekkür… İnsanları mutlu etmeye yetiyormuş. “Ne demek,” dedi Doruk. “Bu bizim görevimiz.” Ve o an… Hiç beklemediğim bir şey oldu. İstemsizce nefesim kesildi. “Görevimizdi,” dedi Kuzey sessizce. Bir an sustu. “Ama iyi olduğunu görmek…” Bakışları gözlerimden hiç ayrılmadı. “Görev değildi.” Sadece ona bakabildim. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Sanki yıllar önce beni “Küçük Yıldız” diye çağıran o çocuk bir anlığına geri gelmişti. Kalbimin içinde, uzun zamandır hissetmediğim bir sıcaklık yayıldı. İkimiz de konuşmadık. Sadece birbirimizin gözlerinin içine baktık. Bazen sessizlik… Kelimelerden daha çok şey anlatıyordu. Tam o anda odanın içinde tek bir alkış sesi yankılandı. “Tebrik ederim komutanım.” Sarp son derece ciddi görünmeye çalışıyordu. “Ben bile etkilendim.” Kuzey derin bir nefes verdi. Gözlerini kapattı. Sabır çekiyor gibiydi. Bakışlarımı Sarp’a çevirdim. Yanındaki Bora, hiç konuşmadan dirseğini Sarp’ın koluna geçirdi. Sonra da başını iki yana sallayıp gözlerini devirdi. “Bir gün şu çocuğu gerçekten susturacağım…” der gibi bakıyordu. “Sarpçığım, fazla mı konuşuyorsun sen?” diye sordu Metehan. Sesinde hafif bir uyarı vardı. Sarp hemen dikleşti. “Emredersiniz komutanım.” Başını öne eğdi. Yüzündeki o rahat ifade bir anda kaybolmuştu. Garip bir anlaşma dilleri vardı. Bazen tek bir bakışla…