Bölüm-5: Kırık Nefes
Yazar: Yıldızların altında.

Elçin Vural Göz kapaklarımın üzerinde tonlarca yük varmış gibiydi. Açmak istiyordum. Ama açamıyordum. Dün neler olduğunu hatırlıyordum. Ama bunun bir rüya olduğunun da farkındaydım. Şimdi gözlerimi açtığımda yine o karanlık odada olacaktım. Biliyordum… “Defterim…” dedim. Sesim titredi. Hayır… Sadece sesim değil, bütün bedenim titriyordu. Abime yazdığım defterden bahsetmiştim. Kuzey’e… Gölge Timi’ne… Yani gerçekte olmayan hayallerime. Dün Doktor’un bana yaşattıklarından sonra bedenimi kıpırdatmayı bırak, nefes almakta bile zorlanıyordum. Yine o adamın önünde ağlamıştım. Yine abime verdiğim sözü tutamamıştım. Çünkü dün döktüğüm gözyaşlarına küçüklüğümün mutluluğu karışmıştı. “Komutanım, bu kadın uyanmıyor.” Kalın bir erkek sesi duydum. Sesinde hafif bir tizlik vardı. “Sana ne Sarp?” Bu kez başka bir ses duyuldu. Ne çok kalın ne çok inceydi. Tam kararındaydı. “Merak ettim komutanım.” Yine aynı kişi konuşmuştu. “Hem az önce ağzını oynattı, görmediniz mi?” “Ne demek ağzını oynattı?” diye başka bir ses sordu. Bu ses diğerlerinden daha kalındı. “Bildiğiniz oynattı komutanım.” Sarp… Sanırım adı Sarp’tı. Beynim benimle oyun oynuyordu herhalde. Artık olmayan sesler duymaya başlamıştım. Gözlerimi aralamaya çalıştım. Şimdi açacak… Ve yine o odada olacaktım. Lakin olmadı. Gözlerimi açtığımda karşımda altı asker vardı. Bir an donup kaldım. Yoksa… Ben şizofren mi olmuştum? “Gözlerini açtı komutanım.” Sarp denilen adam yüzünde hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Onun yanında duran sarı saçlı adam ise derin bir nefes verip umutsuzca başını salladı. Gözlerim hepsinin üzerinde gezindi. Lakin bir çift gözde durdu. Kehribar rengi gözlerde. Yutkundum. Cevap vermedim. Sadece bekledim. Uyanmayı… Bu her neyse bitmesini… Ama bitmedi. Gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Aynı oda. Aynı insanlar. Aynı bakışlar. Hepsi hâlâ bana bakıyordu. “Defterim…” İlk söylediğim kelime buydu. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Nasıl davranacağımı da. Altı kişiden de ses çıkmadı. Ama hepsi yutkundu. Çünkü beni o hâlde görmüşlerdi. Paramparça olmuş hâlimle. “Defterim nerede?” diye sordum. Sesimi güçlü çıkarmaya çalıştım. Olmadı. Dün hıçkıra hıçkıra ağlarken bağırmıştım sanırım. Hatırlamıyordum. Dün nasıl ağladığımı hatırlamıyordum. Ama kulaklarımda yankılanan o acı dolu sesi çok net hatırlıyordum. Bakışlarımı tek tek üzerlerinde gezdirdim. Birinin cevap vermesini bekliyordum. Bu anın gerçek olduğunu söylemelerini… Gerçekten kurtulduğumu anlamayı istiyordum. “Bizde.” Sessizlik içinde duyulan ses kehribar gözlere aitti. Kalbim bir anlığına durdu. Çünkü o gözler… Dün bana “Küçük Yıldız” demişti. Gülümsedim. Yorgun bir gülümsemeydi. Üzerinde yılların yorgunluğu vardı. Ve o an hissettim… Sağ yanağımdan süzülen gözyaşını. Konuşmadım. Olduğum yerde hem gülümsüyor hem de ağlıyordum. Gülüşüm kurtulduğum içindi. Gözyaşlarım ise abim için… Belki ben kurtulmuştum. Ama abim o soğuk bodrumda can vermişti. Bunlar geç kalmışlığın gözyaşlarıydı. “Gerçek…” dedim nefesimi vererek. Ne gözyaşlarımı sildim ne de yüzümdeki gülümsemeyi. “Gerçek değil mi?” diye sordum. Karşımdaki insanlara baktım. Hepsinin yüzünde aynı ifade vardı. Acı… Bana bakan gözlerde acı vardı. “Gerçek.” Kumral, kıvırcık saçlı adamın sesi duyuldu. Bir an gözlerimi kapattım. Sanki o tek kelimeyi içime yerleştirmeye çalışıyordum. “Kurtuldum yani…” dedim. Bakışlarım tekrar yüzlerinde dolaştı. Bu kez kimse konuşmadı. Ama hepsi başlarını salladı. Kurtulmuştum. Gerçekten kurtulmuştum. Dudaklarım titredi. “Kurtuldum…” Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “Ama tek kurtulan ben oldum.” Yanağımdan süzülen yaşlar hızlandı. Artık onları hissedemiyordum bile. Tek hissettiğim şey kalbimdeki boşluktu. Çünkü özgürlük bazen insanın en çok sevdiği şeyi geri getirmiyordu. “Abim…” Sesim kırıldı. Başımı eğdim. “Abim kurtulamadı.” İşte o an yüzümdeki gülümseme tamamen silindi. Sessizlik… Büyük bir sessizlik çöktü odanın üzerine. Kimse konuşmadı. Kimse ne diyeceğini bilemedi. Sanki söylenecek her söz eksik kalacaktı. Ben de sessizliğime sığındım.…