İstanbul'un Sessiz Katili

BÖLÜM 1

Yazar:

İstanbul'un Sessiz Katili - Karanfil kitap kapağı
İstanbul'un Sessiz Katili kitap kapağı

"EN KUSURSUZ CİNAYET,YAŞAMA SEVİNCİNİ ÖLDÜRMEKTİR." Gecenin dördünde çalan o telefon, hayatımın geri kalanını altüst edecek fırtınanın ilk uğultusuydu. Yatağın içinde dikilip belime kadar uzanan gece mavisi saçlarımı tek bir hamleyle omzumun gerisine attım. Telefonun ekranında Tuna’nın adını gördüğümde, şehrin yine bir ruhu kustuğunu anlamıştım. "Mavi komiserim, hemen şubeye gelmeniz lazım," dedi Tuna, sesindeki o alışılmadık titremeyi gizlemeye çalışarak. "Yine o. Aynı imza, aynı vahşet. Üçüncü kurban." "On dakikaya oradayım," dedim ve telefonu kapattım. Hızla yataktan çıkıp gardırobun kapaklarını açtım. Gecenin bu saatinde şıklık düşünecek durumda değildim ama Cinayet Büro’da bir kadın olarak ayakta kalmanın ilk kuralı, asla zayıf ya da hazırlıksız görünmemekti. Altıma dar kesim, siyah bir kumaş pantolon geçirdim. Üzerime ise boğazlı, ince siyah bir kazak giyip, her ihtimale karşı omuzlarımı dik gösteren koyu füme rengi ceketimi sırtıma geçirdim. Saçlarımı aynanın karşısında hızlıca tarayıp serbest bıraktım; o mavi dalgalar omzumdan aşağı bir gece örtüsü gibi döküldü. Silahımı belime yerleştirip evden çıktım. Şubeye girdiğimde koridorlar normal bir gece yarısına göre fazlasıyla hareketliydi. Doğruca kendi odama geçtim. Masamın arkasına geçmeye vakit bulamadan Tuna elinde kalın bir klasörle içeri daldı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. "Anlat Tuna," dedim ceketimin düğmelerini çözerken. "Ne var elimizde?" "Mavi komiserim, bu seferki diğerlerinden farklı," dedi Tuna, dosyayı masanın üzerine bırakıp hızla sayfaları çevirirken. "Kurban bir iş kadını. Ama asıl mesele burası değil. Katil bu sefer arkasında sadece kendi imzasını bırakmamış, resmen bizimle oyun oynamış. Olay yeri..." Tuna cümlesini tamamlayamadı. Çünkü odamın kapısı, çalınmak bir yana, sanki arkasında bir kasırga varmış gibi gürültüyle duvara çarparak açıldı. Refleksle elim belimdeki silaha doğru giderken, kapı eşiğinde beliren figürü gördüğümde duraksadım. Kaşlarım çatıldı, gözlerim kısıldı. Karşımda, emniyetin koridorlarında adını sıkça duyduğum ama yüzünü ilk kez bu kadar yakından gördüğüm Asayiş Başkomiseri Damar Demiryürek duruyordu. Üzerinde, gecenin bu saatinde buraya ait değilmiş gibi duran, jilet gibi ütülenmiş lacivert bir takım elbise vardı. Beyaz gömleğinin üstten iki düğmesi açıktı, kravatı ise gevşetilmişti. Esmer teni, keskin çene hatları ve darmadağın olmuş siyah saçlarıyla, sanki az önce çok lüks bir davetten çıkıp buraya gelmiş gibiydi. Gözlerinde, adının hakkını verircesine sarsılmaz, inatçı ve bir o kadar da tekinsiz bir ışık yanıyordu. Kulaktan kulağa yayılan o "sağı solu belli olmaz" efsanesinin kanlı canlı kanıtı tam karşımdaydı. Gözleri doğrudan beni buldu. Saçlarıma bir saniyeliğine baktı, ardından sanki burası kendi çöplüğüymüş gibi pervasız bir adımlarla içeri girdi. "Bu dosya," dedi sesi odanın içinde yankılanırken. Masadaki klasöre sertçe vurdu. "Bu dosya artık sadece Cinayet'in değil, Komiser Gece. Daha doğrusu... Maviş mi demeliyim?" Söylediği o pervasız kelimeler odanın soğuk havasında asılı kalırken, damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim. Bana ne hitap şekliyle ne de bu cüretle yaklaşabilirdi. Bakışlarımı ağır ağır ona çevirdim, gözlerimi gözlerine diktim. "Maviş?" dedim, sesimdeki buz dağını saklamaya gerek duymadan. "Burası Asayiş'in kahvehanesi değil, Başkomiser Demiryürek. Karşında da mahalle arkadaşın yok. Eğer o parmaklarını masamdan ve dosyamdan çekmezsen, o çok güvendiğin asayiş 'damarını' kurutur, seni bu odadan dışarı fırlatırım." Damar, tehdidim karşısında geri adım atmak yerine dudaklarının kenarıyla çarpık, sinir bozucu bir şekilde gülümsedi. Masaya biraz daha yaklaştı, aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak hafifçe öne eğildi. Üzerinden pahalı bir parfümle karışmış hafif bir tütün kokusu yayıldı. "Sakin ol, Gece," dedi, soyadımı bilerek bir unvan gibi kullanarak. "Cinayet'in soğuk nevalesi olduğunu duymuştum da bu kadar erken parlayacağını tahmin etmemiştim. Kusura bakma ama o dosya artık senin tekelinde değil. Kurban,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku