2. KİMSESİZLİĞİN KİMSESİ
Yazar: Gizem Akmaz

Şarkılar, Emre Aydın, Dayan Yalnızlığım Sena Şener, Kapkaranlık Her Günüm Keyifli okumalar! Bir şarkının notaları misali inişli çıkışlı ilerleyen hayatım, ruhumu benden alıyordu. Beni huzurdan alıkoyuyordu. Babam bir keresinde; "hayat bir şelale gibidir kızım. Şelaleler uzaktan bakınca çok güzeldir ancak yaklaştığın an seni öldürür. Güzelliği karşısında mest olursun, ama içine düştüğün an ölürsün," demişti. O zamanlar hiç bir şey anlamamış, babama anlamsız bakışlar atmıştım. Babam için hayat annem öldükten sonra bitmiş gibiydi. Annem ölünce babam o şelaleden aşağı düşmüştü. Babam o şelaleden düşerken aslında beni de kendi elleriyle itmişti aşağıya. Şiddetli bir akıntının içinde savrulmuş, yolumu kaybetmiştim. Hayat bir rastlantıydı. Dünya büyük olduğu kadar küçüktü. Her şey bir pamuk ipliğine bağlı gibiydi. Bir pamuk ipliği, koca bir düğüm haline gelebilirdi. O düğüm, boğazımıza bir urgan gibi dolanıp bize nefes dahi aldırmayabilirdi. Rüzgar, ufak bir işi olduğunu söyleyerek evden ayrılmıştı. Önce bir duş almış, sonrasında ise bavulumda ki eşyaları yerleştirmiştim. Yarın başıma bela almadan iş bulmam şart olmuştu. Kulaklarımı takıp müzik dinlemeye karar vermiştim. Kendimi notaların eşsiz ahengine kaptırmıştım. Şarkılar, zihnimin içindeki serzenişin dışa vurumuydu. Zihnimin üzerimde kurduğu hakimiyeti, yüksek ses müzikle bastırmaya çalışıyordum. Düşüncelerim bir türlü susmak bilmiyor ve beni akıl almaz bir paronaya haline büründürüyordu. Zihnimin keşmekeşinde savrulup giderken, beni içine çeken duygulardan özenle kaçmaya devam ediyordum. Yakalanırsam, benim sonum olabilecek duygular benimle beraber sevdiğim şeylerin de sonu olabilirdi. Bir şeyi, bir insanı sevdiğim zaman uğruna kendim dahi her şeyi feda edebilecek kadar büyük bir duygu yükü altına giriyordum. Belki sağlıksızdı, belki dengesizlikti fakat ben, sevgimi nefretimi en uçlarda yaşayan bir insan olmuştum. Bu dengesizlik ise hislerimi gömmeye itmişti beni. Hayatım boyunca bu kadar bedel ödemişken, bir sevgi veya bir nefret uğruna bir şeyleri feda etmek istemiyordum. Boğazımda hissettiğim kurulukla mutfağa gitmek için odamdan çıktım. Işıklar kapalıydı, demek ki Rüzgar henüz gelmemişti. Tam mutfağa girecekken bir şeye çarpıştığımı hissettim ve gür bir çığlık attım. Kulağımda ki kulaklık yere düşünce müziğin sesi anında kesildi. Işıklar aniden açılınca karşımda bal hareleri bir çift göz görmeyi beklemiyordum. Gideli baya olmuştu fakat ben öyle dalmıştım ki saatin farkında değildim. "Neden sürekli bağırıyorsun Lizge?" Sitem dolu sesine gülmek istesem de gülmemeyi tercih etmiştim. "Öyle dan diye girilir mi? Bir ses falan çıkarır insan!" Sessiz gelmezse tabii çığlığı basardım. Hırlı mıdır hırsız mıdır nereden bilebilirdim ki sonuçta. "Kulaklığın sesini biraz kıssaydın sana seslendiğimi duyabilirdin." Bakışlarım yerde ki kulaklık ile onun arasında mekik dokurken rezilliğime içten bir küfür etmiştim. "Neyse ne canım, o kadar korkmadım zaten." Öküz gibi kükreyen de oydu zaten Lizge... Öküzlerin kükremiyor oluşu ise ayrı bir konuydu... Alaylı bir ifade ile bana bakınca birden fazla yakın olduğumuzu fark etmiştim. Bal hareleri yeşillerimin içinde kaybolmuş gibiydi. Gözlerini ilk gördüğümde içimi kaplayan o tanıdık his hâlâ devam ediyordu. Bir insanın gözüne bu kadar anlam yüklemem normal miydi? Rüzgar'ı daha önce görmüş olabilir miydim? Sanmıyordum. Yıllar önce yetimhanede kız erkek karışık kalıyorduk fakat ilerleyen yıllarda erkekleri yeni yapılan binaya almışlardı. Rüzgar'ı görsem mutlaka hatırlardım. Hem onun yurtta büyüyeceğine pek ihtimal vermiyordum. Bir an Rüzgar'la büyüsem nasıl olurdu diye düşünmeden edememiştim. Kimsesizliğimin içinde kimse olur muydu bana? İhtimaller kafamı kurcalarken Rüzgar aramızda ki yakınlığı bozarak banyoya girdi. Suyumu alıp salona geçtiğimde saatin gece yarısını geçtiğini fark etmiştim. Fakat hiç uykum yoktu. Rüzgar banyodan çıkmıştı nihayet. Altında siyah eşofman üzerinde ise beyaz bir tişört vardı. Koyu kahverengi dalgaları ıslak olduğu için…