6. Bölüm: Ölümden Beter
Yazar: sena sayılkan

Ölüm nedir? Bedenin artık hayatı sürdürememesi. Kalp durur, beyin faaliyeti söner, hücreler düzenli çalışmayı bırakır. Enerji akışı kesilir, düzen dağılır, organizma geri dönülmez biçimde çözülür. Soğuk, net, tartışmasız. O yüzden ölüm, yaşayanlar için bir kopuş. Bir sesin susması, bir alışkanlığın yarım kalması, odada kalan boşluk. Hayat ödünçtü, ölüm iade. Sert ama vakur bir düşünce. Sonsuz olsaydık hiçbir şey aceleye gelmezdi, hiçbir söz kıymetlenmezdi. Zamanın sınırlı olması, sevgiyi yakıcı, kararları ağır yapar. Satrançta şah mat oyunun sonu değil, oyunun anlamının açığa çıktığı andır. Ölüm de öyle. Yaşanan her hamleyi görünür kılar. Korku meselesi ise dürüst olmayı hak eder. İnsan çoğu zaman ölmekten değil, yarım kalmaktan korkar. Söylenmemiş sözlerden, yaşanmamış hayatlardan. Bu yüzden ölüm sessizce saygıyla anılır, çünkü ölüm bağırmaz, sadece kapıyı kapatır. J“Çok vefasız dostların varmış. Seni bir para uğruna harcadılar. Yazık.” Silas’a baktım, gülümsedim. Öyle bir şey yapmazlardı biliyordum. “Ama şöyle yapacağım. Sana çokta bir zarar vermeyeceğim. Yavaş yavaş öleceksin. Sen acı çekmeyeceksin, seni görenler acı çekecek ama.” Yanıma gelen üç adamdan ikisi kollarımı tuttuğunda ne olduğunu anlayamamıştım. Diğeri elinde bir şırıngayla geldiğinde çırpınıyordum ama boştu. Zaten bağlı olan ellerimi bir de sıkıca tutuyorlardı. Şırıngayı koluma sağlayıp enjekte ettiğinde ne olduğunu çözemiyordum. Ne kadar çırpınırsam çırpınayım boştu, kurtulamıyordum. Ellerimi bırakıp geri çekildiklerinde Silas birkaç adım bana yaklaştı. “Bu bir. Bunu sakın unutma tamam mı?!” Neydi bu, ne yapmışlardı bana? Keşke hemen öldürseydi de bu hayattaki işkencem son bulsaydı. Ne kadar süredir buradayım? Artık zaman kavramım tamamen bitmişti. Hiç ışık olmayan bir yerde ne kadar süre Hayatta kalabilir misin? Düşünmemiştim. Beni arıyorlar mıydı? Arıyorlardır. Peki neden bulamadılar? Bu zamana kadar Silas’ın nerede olduğunu hep biliyorduk. Kısa bir süredir burada değildim, buna emindim. Ama ne kadar zamandır buradaydım da bulamamışlardı. “Önce hiçbir şey hissetmeyeceksin, madde yavaş yavaş kanına karışacak. Kanına karıştıkça beynin uyuşmaya başlayacak, başın dönecek. Önce mutlu hissedeceksin, madde etkisini azalttıkça eskiye döneceksin. Yaşadığın her şey bir rüya gibi gelecek. Madde tamamen etkisini kaybettiğinde yoksunluk çekmeye başlayacaksın.” Kahkaha attığında midem bulanmıştı. “Ama merak etme, çok daha fazlası var bende.” Yanıma yaklaşıp saçlarımdan sıkıca tuttuğunda, gözlerimi kapattım sıkıca. O kadar sıkı tutmuştu ki saçlarımdan bir tutam koltuğuna emindim. Başım geriye doğru savruldu, boynumdaki kaslar gerildi. Acı, tek bir noktada toplanmış bir yıldırım gibiydi. “Bana bak!” sesindeki sahte sakinliği umursamamıştım. “BANA BAK!” Parmakları saçlarımın arasında biraz daha sıkıldı. Acı gözlerimi sulandırdı ama ağlamadım, ağlamak ona bir şey verecekti. Benim verecek hiçbir şeyim yoktu, kalmamıştı. O zaten benim her şeyimi almıştı geçmişte. Bakmayacağımı anladığında parmaklarını gevşetip ellerini saçlarımdan çekti. Gözlerimi araladığımda eline dolaşmış saç tellerini gördüm. Tam anlamıyla gözümü açıp ona bakmamıştım. Yaşadıklarım rüya değil, kâbustu. Büyük kapı yeniden gürültüyle kapandı. *** Kale, arka hatta dimdik duruyordu. Taş değil sanki: sur, kapı, son sığınak. Şah arkasına yaslanmıştı, “buradayken bana bir şey olmaz” der gibi. Rakip hamlesini yaptı. Ne bağırdı, ne tehdit etti. Sadece el uzandı… ve kale devrildi. O an oyun bitmedi. Ama düzen bozuldu. Tahtada bir boşluk açıldı. Rüzgâr girmiş gibi. Şah irkildi, fil başını çevirdi, at bir an tereddüt etti. Çünkü kale düşünce, herkes şunu anladı: artık kimse güvende değil. Kale yıkılır mıydı? Yıkılırdı. Peki geriye kalanlar nasıl oynayacaktı? Amaçları hiçbir zaman, Velina’yı öne sürmek olmamıştı. Velina’yı her zaman geri planda tutuyorlardı, koruyorlardı. Neler olmuştu o gün? Üç gün Rexan’ın evinde kaldıktan sonra Theo’nun evine dönmüşlerdi. Her zaman koştukları orman yoluna gidip biraz koşmak istemişt…