3. Bölüm: Piyon Kim, Kale Kim
Yazar: sena sayılkan

Wellington’nun bağırmalarına katlanamadığım yerde dinlemeyi de bırakmıştım. Rex bildiği halde söylememişti. Gerçi o zaman yine bağıracaklardı bir şey değişmiyordu. “VELİNA! SENİNLE KONUŞUYORUM! 4 GÜN GEÇMİŞ ÜSTÜNDEN 4 GÜN. SEN NASIL SÖYLEMEZSİN BUNU BİZE!? SEN ORAYA NASIL TEK GİDERSİN!?” yavaşça nefes alıp verdim. “Wellington bağırma artık.” Elini yumruk yaptığında Milan’ı umursamamıştı. Ama dışarıya çıkmıştı. “Altı üstü akşam yemeği yemeğe gittim. Ne abarttınız ya.” “Belki de gittiğin yer normal bir restoran olmadığı içindir bu tepki Velina.” Dedi Theo. “Oranın yemeklerini beğeniyordum, gittim.” “Hayatında kaç kez orada yemek yedin acaba?!” Diye çıkıştı aynı anda, Milan. “Artık favori mekânım.” Ayağa kalkıp mutfağa ilerledim. Susamıştım. Bir bardak çıkartırken hala köşede duran nergisler gözüme çarptı bardağı bırakıp nergislere ilerledim. Vazoyu tuttuğumda bir el bileğimi tuttu. “Bırak onu.” Dümdüz ve sert çıkan sesin sahibini umursamamıştım. Bileğimi çekmek istediğimde izin vermeyince parmaklarımla vazoyu itip yere devirmiştim. Mermer zemine değen vazo tuzla buz olmuş bütün su yere dökülmüş çiçekler etrafa saçılmıştı. Rhea beni kendine döndürüp sırtımı duvara yaslamıştı. Bir eli boğazımı sıkarken diğer elinde tuttuğu bıçağın ucunu boğazıma değdiriyordu. “Burası senin kafana göre hareket edebileceğin, istediğin zaman yıkıp dökebileceğin, her istediğini yapabileceğin bir yer değil! Buradaki hiçbir şey senin değil!” boğazıma daha fazla baskı uygulandığında dişlerimi sıktım. Çırpınmadan tepki vermeden durmaya çalışıyordum. Cevap verme isteğinde bile bulunmamıştım. “Senin olmayana bir daha elini uzatma! Sen sadece bir piyonsun. Öyle davran. Köşende dur emirleri bekle.” Mutfağa giren Milanla göz göze geldiğimiz bir anlığına korku görmüştüm. Sonra hızla yanımıza yaklaşıp Rhea’nın bıçak tutan bileğini sertçe tuttu. Rhea’nın gücü Milan yetmemişti. Elindeki bıçağı alan adam uzağa koymuştu. Boğazımı bıraktığında duvarın dibine çöküp iki elimle boynumu tuttum. Yeniden nefes almaya başladığım ilk anda öksürmeye başlamıştım. “Ne yaptığını sanıyorsun Rhea! Bu ne cürret!?” “En başından söyledim! Ben onu kabul etmiyorum! Onu burada istemiyorum! O bir piyon, neden bu kadar değer veriyorsunuz?!” Rhea’yı mutfaktan dışarıya ittiğinde onunla birlikte çıkmıştı. “Ne oluyor burada? Velina!” beni tutan elleri umursamamıştım. Yanımdan kalktı bir bardak suyla geri geldi. Beni tutarak suyu içirdiğinde yutmakta bile zorlanmıştım. “Boynun kanıyor.” Hissediyordum. Boynumdan göğsüme doğru akan sıcaklığı hissediyordum. “Velina, konuş! Bir tepki ver!” bedenim uyuşmaya başlamıştı. Beni kucağına aldığında dahi, bir tepki veremedim. Birinci kata çıkıp bir odaya girdi beni yatağa uzandırdı. Odaya girene kadar bağrışma seslerini duyuyordum. Rex başımda dönüp durdu. Boğazımda soğukluk hissettim bu sefer sonra bir şey yapıştırdı. “Fırsat bulduğu ilk anda öldürecek demiştim.” Fısıldama gibi çıkan sesimde ben bile ne dediğini anlamamıştım. Durup bana bana baktı. O anlamıştı. “Keşke bir dakika daha geç gelseydiniz.” Gözlerimden isteğim dışında yaşlar süzüldü. Engelleyemedim. Rex yanıma oturdu. Elini kaldırdı sonra geri indirdi. Bana dokunmaya cesaret edememişti. Gözlerimi kapattım. Parmaklarını yanağımda hissettim önce. Göz yaşlarımı sildi. Sonra saçlarımı okşadı. Engellememiştim ya da bir tepki vermemiştim. Ne için ağladığımı bilmeden ağladım. Kendimden vazgeçtiğim için mi ağlamıştım? Ölümden döndüğüm için ya da ölmek üzere olduğum için mi ağlamıştım? Bana kalan izler için mi ağlamıştım? Bilmiyordum. İkinci kez birinin yanında gardım düşüyordu ve bu yine Rex olmuştu. Hiçbir şey söylemeden yanımda beklemişti sadece. Odaya gelenin kapıyı bile açmasına izin vermemiş sert sesiyle engellemişti. Bağırmaya çalışmıştı, belki uyurum diye. Uyuyamamıştım, ağlamıştım. “Boğazın acıyor mu hala? Su ister misin?” “Neden yanımdasın? Atsaydınız ya kapının önüne.” “Cevabını duymaktan korktuğun soruları sorma Velina.” “Benim kalbim sana ağır gelir, taşıyamazsın. Yükleyemezsin bunca şeyi…