4. Bölüm - Celladın Kızı
Yazar: Rainy

-Açelya- Babamın kapıyı o sert kapatışı hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu; evin duvarları bile o sesle birlikte titremiş gibi gelmişti bana, sanki o an sadece bir kapı kapanmamıştı da bizim ev dediğimiz şeyin içindeki son normal kırıntı da paramparça olmuştu. Mutfağın ortasında öylece kalakalmıştım, elimdeki bıçakla kesmeye çalıştığım meyve yarım kalmış, kesik yüzeyinden sızan su tezgâha yayılmıştı ama ben onu silmeyi bile düşünemiyordum, çünkü zihnim başka bir yerdeydi, daha doğrusu babamın yüzündeydi; o maskeyi çıkarırken gördüğüm yüzünde. Küçükken bana “Korkma, ben buradayım.” diyen adamın yüzü değildi o. O yüz, bir şeylerden kaçan ya da bir şeyleri saklayan birinin yüzüydü. Ve ben bunu ilk defa fark etmiyordum, sadece ilk defa kabul ediyordum. Çünkü insan bazen gerçeği görmek istemez, özellikle de o gerçek kendi babanla ilgiliyse. Ama o an… O an inkâr edecek gücüm kalmamıştı. Babam odasına girdiğinde kapıyı tam kapatmamıştı, aralık kalmıştı. Belki aceleden, belki umursamazlıktan, belki de artık saklamaya gerek duymadığı içindi, bilmiyorum. Ama ben o aralıktan gelen sesi duydum. Önce mırıldanma sandım. Sonra kelimeler netleşti. Aynanın karşısında konuşuyordu. Kendi kendine. İnsanlar kendi kendine konuşabilir, evet, bunda garip bir şey yok. Ama babamın konuşma şekli… Hayır, o normal değildi. İçinde öfke vardı. Kırgınlık değil, sinir değil… Saf öfke. “Heh Furkan’mış!” dediğini duydum, sonra bir şey yere fırlatıldı, muhtemelen maskesi ya da şapkasıydı. Ses o kadar sertti ki irkildim. Kalbim hızlandı. Gitmem gerekiyordu. O kapının önünden uzaklaşmam gerekiyordu. Ama ayaklarım kıpırdamadı. Sanki biri beni yere çivilemişti. Çünkü merak, korkudan daha güçlüydü o an. Ve o merak beni orada tuttu. Babam konuşmaya devam etti. “Hiçbir planım yaver gitmedi…” dedi. Plan? Hangi plan? İçimde bir şeyler sıkıştı. Nefesim daraldı ama ses çıkarmamaya çalıştım. Dikkatlice kapıya biraz daha yaklaştım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki sesi dışarı taşacak diye korkuyordum. “Eskiden her şeyim, planlarım güzel gidiyordu!” dediğinde ses tonu daha da yükseldi. “İstediğim her şeyi elde edebilirdim.” O an aklıma annem geldi. Annemin gözleri. Hep biraz yorgun, hep biraz uzak. Çocukken bunu anlamazdım, sadece annem hep üzgün derdim. Ama şimdi… Şimdi parçalar birleşiyordu. “Mesela karımı…” dedi babam. Nefesimi tuttum. “Onun sevdiği adam umurumda bile değildi.” Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Ellerim titremeye başladı. “Ben onu seviyorsam o benimdir.” O cümle… O cümle beynimde yankılandı. Defalarca. Sanki biri o cümleyi alıp zihnime kazımıştı. “O adamı vurdum…” dediğinde ise dünya bir anlığına durdu. Gerçekten durdu. Sesler kesildi. Zaman dondu. Sadece o cümle kaldı. O adamı vurdum. Babam… Birini vurmuştu. Geriye doğru sendeledim ama düşmemek için duvara tutundum. Ellerim soğuktu. Parmaklarım uyuşuyordu. Ama kaçmadım. Kaçamadım. Çünkü devamını duymak zorundaydım. Sanki o kapının arkasında sadece babamın değil, benim hayatımın da gerçeği vardı. “Sonra onu kaçırdım…” dediğinde gözlerim doldu. “Evlendirmeye zorladım.” Annem. Annem bunu yaşamıştı. Ve ben… Ben bu evde büyümüştüm. Bu duvarların arasında. Bu adamın kızı olarak. İçimde bir şey kırıldı. Sessizce. Geri dönüşü olmayacak şekilde. Ama bitmemişti. Daha da kötüsü geliyordu. “Bu kız…” dediğinde kaşlarım çatıldı. Kimden bahsediyordu? “Bu kızın daha yeni oluşumundan…” Kalbim bir anlığına durdu. “Bu yaşa gelmesinden bu yana…” Dudaklarım aralandı. Nefesim kesildi. “Hiçbir planım istediğim gibi gitmiyordu.” Ben. Benden bahsediyordu. Bunu anlamam bir saniye sürdü ama kabul etmem… İşte o zor oldu. Geriye doğru bir adım attım. Sonra bir tane daha. Ama hâlâ dinliyordum. Kaçamıyordum. Çünkü artık mesele sadece merak değildi. Bu benimle ilgiliydi. “Yemeklerine zehir kattım…” dediğinde elim ağzıma gitti. Ses çıkarmamak için kendimi zor tuttum. “Ama yeteri kadar etkisini göstermedi.” Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı ama farkında değildim bile. “Çadıra bağladığım ipin üstüne çakmak attım…” dediğinde dizler…