İntikamın Gölgesi

1. Bölüm - Karanlığın İlk Nefesi

Yazar:

İntikamın Gölgesi – Rainy kitap kapağı
İntikamın Gölgesi – Rainy kitap kapağı

-27 Mart 2024- Baharın o aldatıcı, taze kokusu kafenin açık kapısından içeri sızarken, dışarıdaki hayatın neşesi içerideki yoğunlukla harmanlanıyordu. Espresso makinelerinin ritmik tıslaması, porselen fincanların tabaklarla buluştuğu o tiz tıkırtılar ve onlarca farklı hayatın birbirine karıştığı uğultulu sohbetler... Her şey, bir tablonun olması gerektiği kadar kusursuz ve sıradandı. Ancak ağabeyimin bakışlarındaki o bıçak sırtı gerginliği fark ettiğim an, bu tablonun üzerine kara bir mürekkep damlamış gibi hissettim. Ağabeyim, normalde etrafındaki gürültüye hâkim olan o vakur duruşunu kaybetmişti. Gözleri, kapının pervazında birer gölge gibi dikilen takım elbiseli adamlara mıhlanmıştı. O bakışlarda sadece merak değil, kökleri geçmişe uzanan sessiz bir tanışıklığın ya da tarif edilemez bir tehdidin izleri vardı. “Ağabey?” diye fısıldadım, sesim kafedeki kakofoninin içinde eriyip gitti. Tepki vermedi. Heykelden bir anıt gibi, nefesini bile düzene sokmadan izliyordu onları. Sanki o an orada, benim yanımda değil de, zihninin karanlık bir dehlizinde o adamlarla hesaplaşıyordu. “Ağabey!” Bu kez parmaklarımı sertçe koluna geçirdim. Kumaşın altındaki kaslarının bir yay gibi gerildiğini hissettim. İrkilerek bana döndü; bakışlarındaki o boşluk, yerini hızla toparlanmaya çalışan bir şaşkınlığa bıraktı. “Hı? Ne oldu Gece? Bir şey mi oldu?” “Sana üç kez seslendim,” dedim, gözlerimi ondan ayırmadan. “O adamlara öyle bir daldın ki, sanki dünya durdu. Kim onlar?” Bakışlarını hızla kaçırdı, elindeki bezi tezgâha bıraktı. Ses tonundaki o yapay rahatlık, içimdeki huzursuzluğu daha da körükledi. “Boş ver... Sadece birine benzettim. Eski bir tanıdık sanırım, ama değilmiş.” Tam o sırada, baharın taze havasını yırtan ağır, geniz yakan bir koku yayıldı. Kapıdan içeri giren üç adam, mekânın nezaketine ve kurallarına meydan okurcasına sigaralarını tüttürerek masalardan birine yerleştiler. Gri duman bulutları, hemen yan masada oturan çocukların yüzlerine doğru bir zehir gibi süzülmeye başladı. Ağabeyimin dalgınlığı bir yana, bu pervasızlık damarlarımdaki kanı ateşe verdi. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde o masaya yöneldi. “Burada sigara içmek yasak,” dedim, sesimi olabildiğince düz ve otoriter tutmaya çalışarak. “Çocuklar var ve burası kapalı bir alan. Lütfen dışarıya geçin.” Adamların en irisi, kirli sakallarının arasından sararmış dişlerini göstererek sırıttı. Gözlerinde küçümseyen, insanı bir eşya gibi gören o bakış vardı. “Sana mı soracağız küçük hanım?” dedi, sesi bir hırıltı gibiydi. Daha ne olduğunu anlamadan, kaba eli omzuma çarptı ve beni sertçe geriye itti. Sırtım tezgâhın kenarına çarptığında içimde bir şeylerin kırıldığını değil, aksine sertleştiğini hissettim. “Ya o sigarayı hemen şimdi söndürürsünüz,” dedim, sesimdeki titremeyi öfkeyle bastırarak, “ya da bu saygısızlığınızın bedelini polise açıklarsınız.” Adamın tepkisi bir vahşet gösterisinden farksızdı. Elindeki yanan sigarayı, bir çöpmüşçesine üzerime fırlattı. Ateşin kumaşı ve tenimi yalayıp geçtiği o anki sızı, ruhumdaki yangının yanında sönük kalıyordu. Üzerime doğru eğildi, nefesi yüzüme çarpan bir çürüme kokusu gibiydi. “Çok küçük bir lokmasın,” diye fısıldadı tehditkâr bir edayla. “Adımlarına dikkat et yoksa seni yutarlar.” Tam arkasını dönüp gidecekken, bir gölge gibi beliren ağabeyimin elini gördüm. Hareketleri o kadar hızlı ve keskindi ki, havayı yardığını duydum sanki. Adamın kolunu öyle bir kavradı ki, adamın yüzü anında acıyla gerildi. “Sen,” dedi ağabeyim, sesi derinlerden gelen bir gök gürültüsü gibiydi. “Kendini çok büyük sanıyorsun ama yanlış kayaya çarptın.” O an kafe, bir tiyatro sahnesinden savaş alanına dönüştü. Arbede başladığında zamanın yavaşladığını hissettim. Ağabeyim, sadece kendini savunmuyor, adeta bir bariyer gibi önümde yükseliyordu. Diğer iki adamın saldırısını soğukkanlılıkla bertaraf ederken, hareketlerindeki o profesyonel sertlik, az önceki dalgınlığının sebebinin bu karanlık dünyaya aşinalığı olup olmadığını sorgulattı bana. Kargaşa, patronun so…

Bölümün tamamını WritePad'de oku