8. BİR SEBEP VER
Yazar: eylüllella

Şu an nerede olmak istemiyorsun deseniz eski sevgilimle İspanya uçağında olmak istemiyorum derdim. Ama bilin bakalım neredeyim? Eski sevgilimle İspanya uçağında. Bu uçuşun olacağını bilseydim ateşkes işini biraz daha ertelerdim. Çünkü yanımda oturup kendine yapılan editleri izleyen Mehmet sinirimi bozuyordu. Ben kendime yapılan çok fazla edit görmemiştim çünkü ailemin konumu yüzünden pek de sevilen bir kategoride değildim. Aslında insanların beni yanlış tanıdığını düşünüyordum. Fakat bunu değiştirme çabamda yoktu. Açıkcası bu konuda bana gelecek eleştirilere de açık değildim. Eğer birgün öyle bir fırsat görürsem bunu değerlendirebilirdim. Ama şu an mental olarak buna hazırlıklı değildim. Türkiye’ye döner dönmez önce Mehmet’i aşmaya çalışacaktım. “Birazdan iniş yapıp otele geçeceğiz,” dedi Başkan ve karşımıza geçip oturdu. “Bugün buraya geldiğimiz futbolcu bizim için çok önemli anlaştığımız teknik adamın en çok istediği oyuncu,” dediğine Mehmet ve ben olduğumuz yerde dikleştik. “Anlaştığımız teknik adam?” diye sorduğumda Melih’e doğru baktı. “Gizlilik gereği açıklanana kadar kimseye söylemiyoruz,” Hayır. Ünlüler dünyasından olduğum için bana söylemiyoruz. Ben bunu Mehmet'ten öğrenirdim. “Okey,” diyerek geri çekildim. Bacak bacak üstüne attım. “Aslında sizi bu görüşmeye getirmemizin sebebi çıkan haberler. Bu sezon kavga gürültü istemiyorum. Çıkan haberler de doğruluk payı da orta da. Bunun üstüne geçen sezon da orta da. Yani demem o ki gençler kanınız kaynamış birşeyler yaşamışsınız ama bunun zerre yansımasını görmek bu konuda en ufak bir haber başlığı istemiyorum bütün gözler şampiyonlukta olmalı başka birşey de değil,” dediğinde kafamı salladım. Çocuk gibi biz ateşkes yaptık demek istesemde buna engel oldum. Otele geçtiğimiz de giriş için bekliyorduk ki Başkan bize döndü “İkinize çift kişilik o da ayarlayabildik son dakika olduğu için,” dediğinde şok içinde Mehmet’e döndüm. Başkanın ‘Dövüşmen guzum’ nasihatinin sebebi belli olmuştu. Yıkıl İspanya yıkıl. Hiçbirşey demeden Başkan’dan anahtarı alıp yürümeye başladım. “Zümra zümra,” diyerek arkamdan gelen Mehmeti umursamadan devam ederken merdivenin son basamağından önce koluma yapıştı. “Aynı oda sorunsa başka bir yer ayarlayabilirim kendime,” kolumu geri çektim. “Niye geçen gün kucağımı özlemişssindir diyordun?” diye sorduğumda omuzlarını düşürüp pes etti. “Zümra bu ciddi,” bakışlarımı etrafta gezdirdim. Nereden bulacaktı şimdi hiç bilmediği memelekette kalacak yer? Ama git dersem giderdi. Beni rahatsız etmemek için. Çünkü dediğinde haklıydı. Aynı odayı paylaşma olayı ciddi bir meseleydi. “Gel odaya, sorun yok,” diyerek katın yolunu tuttum. Kapıyı açıp odaya girdiğimiz de Mehmet konuşmuyordu. Onun değişmeyen bir özelliği de buydu. Mahcup olunca susmak. Yüksek ihtimal kafasında daha bu ana gelmeden bu anı canlandırmıştı. “Ne tek yatak mı?” dediğinde bakışlarımı elimdeki anahtara düşürdüm evet öyleydi. “Zümra gerçekten gidebilirim,” dediğinde kafamı hayır anlamında sallayıp banyoya geçtim. Ona şimdi git demesem gecenin ikisinde git desem giderdi. Üçünde beşinde git desem giderdi. Beni rahatsız etmekten kaçınırdı. Buydu işte Mehmet'ten etkilenmemin en temel nedeni buydu. Benim rahatsız olacağım birşey yapmaz bir kadına nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilirdi. Bunu yaparkende bana sevgisini göstermekten çekinmezdi. Her kadın için kapıyı açar geçmesi bekler onun arkasından ilerlerdi. Ama benim için kapıyı açtığında bana gülümser, o kapıdan geçtiğimde ne olursa olsun yanımda olacağını bilmemi isterdi. O sevdiği kişiyi doğrusuyla yanlışıyla hakkıyla haksızlığıya yani bütünüyle o kişi olduğu için severdi. Yani koşulsuz sevgiyle. Bütünüyle. Yani şu ana nasıl seviyor bilmiyordum ama beni öyle sevmişti. Olduğum kişiliğimle. Yani ne değişmişti. Mehmet beni neden terk etmişti? Banyo düşüncelerimle beraber üstüme gelmeye başladığında hazırlanıp bara inmeye karar verdim. Odaya döndüğümde onu yatağın ucunda otururken gördüm “Ben bara geçeceğim lütfen ben gelene kadar uyu,” dediğimde ayağa…