4.BİRBİRLERİ İÇİN
Yazar: eylüllella

Hayatta bazen bir adım bile ileri gidemediğinizi düşündüğünüz yerler oluyor muydu? Şu an öyle bir noktadayım sanki. Galatasaray Lisesi müzik odasındayım Türk Marşı çalıyorum babamın bayıldığı bir beste bu yüzen kusursuz çalardım. Marşı çalıyorum sonra müzik odasına bir yabancı girip hoca ile sohbet etmeye başlıyor. İlgilenmiyorum işime odaklanmış haldeyim. Hoca bizi tanıştıracakken müdahale edip şöyle diyor; Yoo tanışıyoruz. Ama orada değilim. Şu an piyano çalmıyorum, imza atacağım burası Galatasaray Lisesi müzik sınıfı değil, Florya Metin Oktay tesisleri. Orada şarkı söyleyen kişi ben olduğuma göre burada yönetim kuruluna giren kişi de ben olacağım. "Kendisi beni terk etti," dedim oturarak. Aydın Bey tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki O konuşmaya başladı. "Biz konuşarak ayrıldık," istemsizce gülmeme engel olamadım. "Konuşarak ayrılmak ne? Anlaşmalı boşanma mı bu?," agresif bir sesle konuşmuştum. "Hayır, o an için en doğru kararın bu olduğunu sende biliyorsun," kafasını bana çevirmişti konuşurken bende ona çevirip canını acıtmayı amaçlayarak konuştum "Sen benim hislerimi nereden bilebilirsin ki Mehmet," dedim. Aramızda geçen kısa bakışmadan ikimizde nasibimizi alıp önümüze döndük. Biz birbirimizi dört yıldır tanıyorduk fakat ona bir kere bile Mehmet dememiştim. Çünkü ona herkes Mehmet derdi ben herkes olmadığım için Melih diyordum. Fakat benim de kimseden bir farkım kalmamıştı. Benin nasibim buydu. Onun gözlerinde gördüğüm ise şaşkınlık ve kabullenişti. Hak ettim kabullenişi. Bunun onun içinde bir yerlere dokunup dokunmadığın bakmak için gözlerine baktım. Hafifçe yutkundu gözlerini gözlerimden bir anlığına çekti o saniye bir şeyleri kabullenmişti sanki. Bu sefer Aydın bey Mehmet'in konuşmasına izin vermedi. "Birileri sözleşme imzalayacak mı?" sesi sert çıkmıştı. İkimiz de suçlu çocuklar gibi önümüze dönmüştük. Sözleşmeyi okurken gözüme takılan bir madde vardı. Eğer tek taraflı sözleşme feshi olursa, fes eden taraf iki buçuk milyon Türk lirası ödeyecektir. Takıldığımı fark eden Aydın Bey bana yaklaştığında ona döndüm "Bu benim ödeyebileceğim bir para yalnız," küstahça konuştum. Aslında ortamı yumuşatmak istemiştim. Fakat Başkan Bey ve Başkan vekili donup kalmış gibiydi. Sanırım soyadımın bir benzerlikten itibaren olduğunu sanıyorlardı. "Aa ben Kor A.Ş'nin biricik kız torunu," dedim açıklayıcı olması için. "Sen Gencer Beyin torunu musun?" diye sordu Aydın Bey. Ben nasıl tanımıyor olabilirlerdi? Yine de gururla gülümsedim "Evet, ta kendisi de siz ne sanmıştınız?" diye sordum. "Yani eğer Gencer Bey gibi bir Galatasaraylı rica etseydi seni bu kadar uğraştırmazdık," Bize torpil mi yapmak istiyor? Pardon! "Teşekkür ederim , ama ben savaşmayı severim," dedim. Mehmet yan tarafta dikleşti. "Ya mücadelen başarısız olursa?" dibime girerek sormuştu. Küstah. Nefesi yüzüme çarpıyor, kara gözleri çok yakınımda duruyordu. "Kaybetmeye alışık biriyle savaşırken mi?" kafamı iki yana salladım "Sanmıyorum," dedim yüzüne yaklaştığımda ve anladım üzerindeki etkim sağlamlığını koruyordu. Gözlerini çevirdi benden arkasına yaslandı bense hala ona bakmaya devam ediyordum. "İmzaları atalım Zümra Hanım," dedi. Bana hanım denmesinden her zaman rahatsız olmuşumdur. Çok küçükken bile yalıdaki çalışanlar her zaman hanım derdi. Bunu ilk dile getirdiğimde liseye yeni başlamıştım. O dönemki şoförümüz olan İhsan Bey her zaman öyle seslenirdi. Ona bunu istemediğimi söylediğimde bana adımla seslenmesinin mümkün olmadığını söylemişti bende ona İhsan Bey diye seslenmeye başlamıştım. Önümdeki dosyaya uzandım önüme çekip imzalamam gereken yerleri imzaladım. "Gerekli açıklamaları sosyal medya üzerinden yaparız. Hafta sonu da basın toplantısını yaparız. Daha sonra takımla tanışma gerçekleşir," dedi Aydın Bey. Kafamı sallayarak onayladım. Bugün perşembeydi. Yarın Cuma. Ayşegül teyzenin altın günü! Ayşegül Teyze -Mehmet'in annesi- onunla hiç iletişimimiz kesilmemişti o her zaman çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir kadındı İstanbul'da yaşamış, bir erkek çocuğu büyütmüşt…