Moskova'da Yeni Düzen
Yazar: Peri1

Moskova, New York’un o parlak, neon ışıklı ve telaşlı kalabalığına hiç benzemiyordu. Burada soğuk, bir havadan ziyade etini, kemiğini ve iliğini ağır ağır ufalayan görünmez bir canavar gibiydi. Gökyüzü haftalardır gri bir kurşun plakayla kaplıydı; binalar ise Sovyet döneminden kalma devasa, köşeli ve heybetli taş bloklardan ibaretti. Siyah camlı minibüs, Moskova’nın kuzeyindeki sanayi bölgesinden çıkıp şehrin kasvetli, geniş bulvarlarına doğru ilerlerken İnci camdan dışarıyı izliyordu. Ceketinin yakalarını çenesine kadar çekmişti ama içindeki titremeyi engelleyemiyordu. Bu titreme sadece havadan değildi; belirsizliğin, kapana kısılmışlığın ve geçmişin peşini bırakmadığı gerçeğinin soğuğuydu. Dimitri’nin malikanesinden çıkan talimat kesindi. İnci orada uzun süre kalamazdı; zira Dimitri bir hayır kurumu işletmiyordu. Onu, şehrin yeraltı çarklarının döndüğü o karanlık noktaya, kendi mülkiyetindeki bir mekana yerleştirecek ve borcunu orada ödetmeye başlayacaktı. Araç, Moskova’nın o heybetli mimarisinin altında, dışarıdan sadece sıradan bir depo gibi görünen ama ağır demir kapıların arkasında tamamen başka bir dünyaya açılan o mekanın önünde durdu. Sürücü, konuşmadan çenesini kapıya doğru salladı. İnci, sırt çantasını daha sıkı kavrayıp arabadan indi. Dışarıdaki rüzgar yüzünü bir bıçak gibi keserken, ağır demir kapı aralandı. İlk durağı, barın arka sokağında yer alan ve kulüpte çalışan kadınlara tahsis edilmiş olan personel eviydi. Dışarıdan bakıldığında harabe gibi duran üç katlı taş bir binaydı burası. İçeri girdiğinde rutubet, ucuz sigara, ağır parfümler ve eski ahşap kokusu burnuna çarptı. Kulüp müdürü, İnci’yi doğrudan ikinci kattaki kasvetli bir odaya çıkardı. Oda; ikişerli ranza, köşede eski bir gardırop ve tül perdeyle ayrılmış küçük bir pencereden ibaretti. "Burada bir hafta kalacaksın," dedi müdür, çatlak bir Rus aksanıyla. "Dimitri Bey sana kendi evini bulman için yedi gün süre verdi. Kulüpteki ilk haftalık ödemeni aldığında başının çaresine bakacaksın. Odadaki diğer kızlarla sorun istemiyorum. Kurallar basit: Hırsızlık yok, kavga yok, içeriye dışarıdan adam getirmek yok." İnci başıyla onayladı. Müdür kapıyı çarpıp çıktığında, yatağın üzerine bıraktığı küçük çantasından annesinin gerdanlığından kopardığı o tek altın ziynetini çıkardı. Avucunun içinde sıktı. Mardin’in sıcak toprağını, Haznedan Konağı’nın avlusunu ve anasının gözyaşlarını düşündü. Bu evde onun gibi dünyanın dört bir yanından kopup gelmiş altı kadın daha yaşıyordu. Kimi Polonya’dan, kimi Ukrayna’dan, kimi ise Rusya’nın taşrasından kaçıp buraya sığınmıştı. Hiçbiri birbiriyle derin sohbetler etmiyordu; gözlerinde aynı bitkinlik, aynı sertlik ve ayakta kalma hırsı vardı. İnci, ranzasının kenarına oturdu. Ayaklarındaki o New York’tan kalan yaralar henüz tamamen kabuk bağlamamıştı. Ama pes etmeyecekti. Bu evde geçireceği yedi gün boyunca her bir rublenin hesabını yapacak, başını sokacak küçücük de olsa kendine ait tek odalı bir daire kiralayacaktı. Kötü yola düşmeyecek, kimsenin oyuncağı olmayacak ve o karanlığın ortasında kendi namusuyla, emeğiyle var olacaktı. Ertesi akşam, hava henüz kararmışken müdür İnci’yi alıp barın ana girişine götürdü. Burası, Moskova’nın en karanlık, en tehlikeli ama bir o kadar da en lüks yeraltı kulüplerinden biriydi: The Black Tsar (Siyah Çar). Girişteki devasa çelik kapıların ardından, yer altındaki alt iki kata yayılan mekanın içine adım attıklarında İnci nefesini tuttu. Burası New York’taki "El Ritmo"ya hiç benzemiyordu. "El Ritmo" sıcak, salaş ve ritim doluydu. "The Black Tsar" ise ihtişamlı, tekinsiz ve tamamen güç gösterisi üzerine kurulmuş bir yer altı sarayıydı. Müdür, İnci’yi kulübün ana salonunun ortasında durdurdu. Birkaç dakika sonra karanlığın içinden uzun boylu, keskin yüz hatlarına sahip, jilet gibi kesim siyah bir takım elbise giymiş bir adam yaklaştı. "Alexander," dedi müdür, adama hürmetle baş eğerek. "Dimitri Bey’in bahsettiği kız bu. İsmi İnci. Sana teslim etmemi söyledi." Alexander, kulübün genel yöneticisiydi.…