İNCİ - Tehlikeli Kaçış

Tanıdık Yara

Yazar:

İNCİ - Tehlikeli Kaçış – Peri1 kitap kapağı
İNCİ - Tehlikeli Kaçış – Peri1 kitap kapağı

New York, uzaktan bakıldığında yıldızlar gibi parıldayan, içine girildiğinde ise insanı yutmaya hazır bir çarktı. İnci için özgürlük, ilk günlerin o baş döndürücü büyüsünden sonra yerini hayatta kalmanın somut ve acımasız gerçekliğine bırakmıştı. Saklandığı ucuz hostelin bodrum katındaki altı kişilik odada, her gece ranza gıcırtıları ve yabancı dilde fısıltılar arasında tavanı izlerken ruhunun fırtınalarıyla baş başa kalıyordu. Mardin’deki o ağır, suçlayıcı sessizlik yerini devasa bir şehrin gürültüsüne bırakmıştı ama içindeki ses hiç susmuyordu. Bir yanda annesinin o çaresiz, kına kokan busesi ve "Töreye karşı durulmaz" deyişi... Diğer yanda Ahmet Seyithan’ın gözlerindeki o karanlık tehdit. İnci, New York’un kalabalık caddelerinde yürürken bile arkasına bakmaktan vazgeçemiyordu. Rüzgarda savrulan her palto, sokağın başındaki her uzun boylu gölge, ona Mardin’in uzun kollarının buraya kadar uzanabileceğini hatırlatıyordu. Korku, ciğerlerine çekip tuttuğu tek bir nefes gibiydi. Günler bir biri ardına hızla aktı. Dil bilmemek, resmi belgesi olmamak insanı bu şehirde bir hayalete dönüştürüyordu. İlk durağı, Brooklyn’in kenar mahallelerinden birinde, yarı aydınlık bir köşede duran "Little Oak" adlı küçük bir mahalle kafesi oldu. Cafenin sahibi, göçmenlerin çaresizliğini sömürmeye alışkın, suratından asabiyet akan Leo adında bir adamdı. İnci’ye bakıp parmaklarıyla saat ücretini ve bulaşık tezgahını gösterdiğinde anlaşmışlardı. Sözlere gerek yoktu; İnci’nin çaresizliği, Leo’nun ise ucuz iş gücüne olan ihtiyacı konuşuyordu. Gündüzleri, kafenin arka mutfağında yükselen buharın, yağ kokularının ve dağ gibi yığılan tabakların arasında geçiyordu. Kahve çekirdeklerinin o keskin kokusu, İnci’ye bazen konağın avlusunda annesiyle içtiği dibek kahvelerini hatırlatıyor, boğazına bir yumruk gibi oturuyordu. Durmuyordu. Mutfaktaki küçük pencereden cafeye gelen insanları izliyordu: Takım elbiseli aceleci adamlar, kulaklığıyla dünyadan kopmuş gençler, birbirinin gözünün içine bakan sevgililer... Her biri kendi hayatının başrolüydü ve İnci sadece bu sahnenin arkasındaki görünmez bir gölgeydi. Yine de o tezgaha tutunmak, Ahmet’in karısı olmaktan bin kat daha iyiydi. Ancak gündüzün getirdiği para sadece başını sokacağı o karanlık odaya yetiyordu. İçindeki o bastırılamaz yaşama arzusu ve hayallerine giden yol, ikinci bir işi zorunlu kıldı. Böylece geceleri, Manhattan’ın alt sokaklarında, taş basamaklarla inilen ve kırmızı loş ışıklarla aydınlatılan "El Ritm" adlı salsa bara adım attı. El Ritm, Leo’nun kafesinden bambaşka bir dünyaydı. Burası ter, içki, tutku ve ritim kokuyordu. Barın sahibi, yaşını almış ama gözlerindeki ateşi hiç kaybetmemiş Şilili bir kadın olan Daniela’ydı. İnci’nin elindeki yaralara, gözlerindeki o ürkek ama dik duruşa baktı ve onu hemen bar tezgahının arkasına, bardak kurulama ve yerleri süpürme işine aldı. Gece yarısına doğru barda hayat başlardı. Sahneye çıkan Latin grupları trompetleri ve trombonları konuştururken, piste çıkan çiftler birer alev topuna dönüşürdü. İnci, barmenin arkasında bardakları kurularken bakışlarını pistten alamazdı. Özellikle barın düzenlediği şov gecelerinde, üzerlerinde püsküllü, ışıltılı elbiseleriyle sahneye çıkan profesyonel dansçı kızları izlerken kalbi duracak gibi olurdu. Kızların her bir adımı, kalçalarının o ritmik dönüşü, sahnede süzülürken yüzlerinde beliren o özgüven. İnci içten içe kendini parçalıyordu. Onlar o ışıkların altında kendi varlıklarını kutlarken, İnci yıllarca odasının kapısını kilitleyip radyodan duyduğu seslerle aynaya karşı dans etmişti. Onlar özgürce alkışlanırken, İnci "Biri görürse çeker vurur" korkusuyla nefesini tutarak adım atmıştı. O kızların sahnede sergilediği her figür, İnci’nin ruhunda uyuyan o devi adeta uyandırıyordu. Aynada gördüğü o solgun Haznedan kızı değil, bu ritmin bir parçası olmak istiyordu. Ayak tabanları, bar tezgahının arkasındaki ıslak zeminde ritme uyarak hafifçe kımıldıyor, zihninde o adımları kendisi atıyordu. "Hey, İnci! Bardaklar bitti, dalıp gi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku