İMRE

0.3

Yazar:

İMRE – Purposeless kitap kapağı
İMRE – Purposeless kitap kapağı

Bölüm görselleri

İMRE - 0.3 bölüm görseli 1
İMRE - 0.3 bölüm görseli 1
İMRE - 0.3 bölüm görseli 2
İMRE - 0.3 bölüm görseli 2

ARTIK YAZILI OLAN KURALLAR-2 Kusursuz değilsin, olmak zorunda da değilsin! Cemre... Normal şartlarda daha kısa sürmesi gereken bu anın hala neden devam ettiğini kapalı olan bilincimle bile sorguluyordum. O kadar alışık olmadığım bir durumdu. Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süreden sonra gözümün önünde veya zihnimin derinliklerin de parça parça bulutlar oluşmaya başladı. Hain zihnim garipsemeseydi belki sakin bir gece geçirebilirdim. Sonunu bildiğim bulutlar hareket edip renkli sislere dönüşmeye başladığın da daha fazla ilerlememesi için gözlerimi açmaya çalıştım . Tüm çabama rağmen birbirine dikilmiş gibi açılmayan göz kapaklarım bana hiç yardımcı olmuyordu. Her zaman bu konuda bana yardımcı olurlardı ama bu gün Azra yüzünden çok yorulmuş olmalıyım ki vücudum uyanmayı reddediyordu. Sisler ahankle dans ediyor, renkler karışıp farklı renkleri oluşturuyordu. Bu renk şöleni beni huzura sürüklüyordu. Sisler havalandıkça havalandıkça aşağıdan ardı sıra baloncuklar yükselmeye başladı. Bu da ruhumu huzurla dolduran bir şeydi tabi gözümün önündeki görüntü netleştikçe yerini cam tüpler almasaydı. Kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda bir laboratuvar da olduğumu anlamam çok uzun sürmedi. Dağınık ve biraz kirli olan bu yer benim kimya ile ilk haşır neşir olduğum yerdi. Burası Zeyrek'in laboratuvarıydı. Hep yaptığım gibi boş tüpleri alıp arkamda kalan raflara dizmek için ayaklandım. Tüpleri yerlerine koyduktan sonra etrafı biraz toplayıp tekrar sandalyeme oturdum, sıradan bir günmüş gibi. Fitil yanıyor tüpün içindeki kimyasal fokur fokur kaynıyordu. İkinci aşamada katacağım malzemeleri hazırlarken solumda kalan kapı açıldı. İçeriye sarsak adımlar atan ve ayakta zor duran Zeyrek girdi. Daha yanıma gelmeden yine içtiğinin belirtisi olan kötü kokusu burnuma vurdu. Böyle birşey mümkün müydü yoksa artık zihnim eksik parçaları kendisimi tamamlıyordu anlamadım. Hem onu görmek hem de kokusu yüzümün buruşması için yeterliydi. Sarsak adımlarla gelip yanımdaki sandalyeye oturdu. Refleks olarak sandalyemi geriye çektim. Bu hareketim ve ondan iğrendiğimi belli eden bakışlarım onu güldürdü. Güldüğünde ortaya çıkan sararmış dişleri mide bulandırıcıydı. Sanırım herşeyi zihnim tamamlıyor veya yakışanla eşleştiriyordu çünkü onun dişlerini hayatayken hiç böyle görmemiştim. "Bir daha benim inime girme demedim mi seni küçük sıçan?" Konuştukça gelen iğrenç kokusu yüzünden başımı çevirdim. "Burası senin inin değil." İğrenç kahkahasını duyduğumda başımı çevirmeden göz ucuyla ona bakmaya çalıştım. "Haklısın. Beni öldürdüğünden beri bu in artık senin zihnin." Dediklerini takmayıp önümdeki tüplere odaklandım ama o konuştukça bu pekte mümkün olmuyordu. "Söylesene benim naif kızım nasıl?" Bu sefer gülen ben oldum. Harika artık onun gibi delirmeye başladım. Gerçi hakkını yiyemem bu zamana kadar tanıştığım çoğu adamdan daha zeki ve kurnazdı. "Senin naif kızın. Öyle mi? Hadi ama dürüst olmaya ne dersin? Sonuçta burada sadece ikimiz varız. İkimizin de bildiği şeyleri saklamayalım." Gülüşüm bıçak değmiş gibi kesildiğinde gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. Ağırca yutkunup yerinde dikleşti. Hece hece söylediklerimle adeta kanı dondu bu da içimdeki saklı karanlığa ayrı bir zevk verdi. "Senin bir kızın yok anladın mı? Bir ailen yok!" Tamamen ona döndüğümde yeteri kadar ciddiydim. " Aile diye bir şey yoktur. Sadece elini kolunu bağlayan halatlar vardır. Benim bir ailem yok. Yoluma taş olan sıçanlarım var. Hatırladın mı? Bunları bana sen söylemiştin." Elimle laboratuvarı gösterip ekledim. "Tam burada. İçip içip karını, çocuklarını dövdükten sonra gelmiştin. O naif dediğin kızının sırtını param parça ettiğini hatırlıyorum. Sonra ben burada çalışırken gelmiş yine ve yine bir köşe de sızmıştın. Hiç bir şey yapmamış gibi gelip burada uyumuştun." Öne doğru eğilip ona biraz yaklaştım. "O yüzden sakın bana onlardan bahsetme. Yoksa ikici kez ecelin olurum." Bir anda ayağa kalkıp karşımda durdu. Bana anlamlandıramadığım tuhaf bakışlar atıyordu. Kahkaha atıp ellerimi gösterdiğinde arada…

Bölümün tamamını WritePad'de oku