Aşk nasıl bir his?
Yazar: misqwet18

Lise koridorlarının o kendine has, tebeşir tozu ve telaş karışımı kokusu içinde benim için sadece tek bir net görüntü vardı: Koridorun sonundaki pencerenin önünde, elinde edebiyat kitabıyla duran o kız. O günlerde kalbimin ritmini değiştiren, sıramın üzerine adının baş harflerini kazıtan o hissi bugün bile çok net hatırlıyorum. Haftalarca ne söyleyeceğimi, ona nasıl yaklaşacağımı düşünüp durmuştum. En sonunda, okul çıkışında, bahçedeki yaşlı çınarın altında tüm cesaretimi topladım. Kalbim göğüs kafesimi zorlarken, ona olan duygularımı, içimde büyüttüğüm o temiz ve kocaman çocuksu aşkı anlattım. O kız beni sessizce, gözlerinde suçluluk ve şefkat karışımı bir ifadeyle dinledi. Sonra derin bir nefes alıp, "Sen çok iyi birisin," dedi, o klasik ama can yakan girişle. "Ama ben sana o gözle bakamıyorum. Arkadaşlığımızı kaybetmek istemem." O an, sanki okul bahçesindeki tüm sesler kesildi, dünya birkaç saniyeliğine durdu. Eve kadar nasıl yürüdüğümü, o gece odamda tavanı izlerken içimin nasıl yandığını dün gibi hatırlıyorum. O günlerde bu reddediliş dünyanın sonu gibi gelmişti; her gün aynı sınıfta yüz yüze bakmak, o hiçbir şey olmamış gibi gülerken içten içe erimek tam bir işkenceydi. Yıllar Sonra Gelen Farkındalık... Bugün, o günlerin üzerinden neredeyse beş yıl geçti. Geçen gün eski bir kitabın arasında, lisede ona vermek için yazdığım ama asla veremediğim o bükülmüş not kâğıdını buldum. Yazılanlara bakıp hafifçe gülümsedim. Şimdi anlıyorum ki, O kızın beni reddetmesi bir son değil, benim büyüme hikayemin başlangıcıymış. O kırıklık bana sevmeyi, kaybetmeyi kabullenmeyi ve en önemlisi, birinin duygularına saygı duymayı öğretti. Karşılıksız bir aşk bile olsa, insanı büyüten ve kalbi genişleten bir yanı varmış.