Yeniden Karşılaşma
Yazar: Elif Taşdemir

1. Bölüm Düşüncelerimden sıyrılmamı sağlayan yine Beliz'in ısrarcı aramalarıydı. Telefon üçüncü kez çaldığında sonunda teslim oldum. Komodinin üzerindeki telefonu elime alıp ekrana baktım. Beliz Arıyor... Saat ise gecenin ikisini birkaç dakika geçmişti. Bir insanın bu saatte beni araması için iki ihtimal vardı. Ya dünya savaşı çıkmıştı... Ya da Beliz yine Beliz'di. Aramayı kabul ettim. — Eğer dünya savaşı başlamadıysa seni öldüreceğim. Karşı taraftan heyecanlı bir çığlık yükseldi. — ELİS DEMİREL! HAYATIMIZ DEĞİŞİYOR! Gözlerimi kapattım. — Demek ki ikinci seçenek. — Ne demek o? — Dünyanın sonu gelmemiş, sadece sen beni uyandırmışsın demek. — Bu kadın bana teşekkür edeceği yerde tehdit ediyor ya... — Beliz saat gece iki. — Büyük insanlar büyük haberleri uygun saat beklemeden verirler. — Büyük insanlar mesaj atar. — Büyük insanlar arar. — Büyük insanlar uyur. — Büyük insanlar Los Angeles'a gider. Bir anda gözlerimi açtım. — Ne dedin? Beliz zafer kazanmış bir havayla konuştu. — Hah! Sonunda dikkatini çekebildim. — Beliz. — Hani birlikte başvurduğumuz dört aylık proje vardı ya... — Kenan Bey'in ayarladığı olan mı? — Evet. — Ne olmuş ona? — Kabul edilmişiz. Bir süre konuşamadım. — Şaka yapıyorsun. — Gece ikide insanları kandırmak için uyandıran biri gibi mi görünüyorum? — Evet. — Haklısın ama bu sefer ciddi söylüyorum. Yatağın içinde doğruldum. — Gerçekten mi? — Gerçekten. Elimi saçlarımın arasından geçirdim. Los Angeles... On yıl sonra yeniden... Hayır. Bu düşünceyi devam ettirmedim. Beliz'in sesi düşüncelerimi böldü. — Ama birkaç küçük sorun var. — Bu cümleden hiç hoşlanmıyorum. — Ben de ama hayat bizi önemsemiyor. — Devam et. — Birincisi aynı ekipte çalışmayacağız. — Ne demek çalışmayacağız? — Ben Amerikalı biriyle çalışacağım. Sen ise Türkiye'den gelen başka biriyle. — Güzel. — İkincisi bugün saat birde uçağımız kalkıyor. — Bugün mü?! — Teknik olarak evet. — Beliz saat iki! — Matematik konusunda her zaman başarılıydın. Gurur duyuyorum. — Seni boğacağım. — Los Angeles'a indikten sonra yaparsan daha iyi olur. İç çekerek başımı duvara yasladım. — Başka kötü haber var mı? — Var. — Tabii ki var. — Business sınıfında sadece iki boş koltuk kalmış. — Bu iyi haber gibi duruyor. — İkisi de birbirinden oldukça uzak. — Yani? — Yani uçakta birlikte oturamayacağız. — Sorun değil. — Ama iyi haberim de var. — Buyur. — Kenan Bey'i ikna ettim. — Neye? — Los Angeles'ta aynı evde kalacağız. İstemeden gülümsedim. — Bunu nasıl başardın? — İkna kabiliyeti. Bir saniye durdu. — Ve biraz da tatlılık. — Beliz. — Tamam tamam, sadece ikna kabiliyeti. Sonra sesi aniden ciddileşti. — İyi misin? Beklemediğim bir soruydu. — Neden olmayayım? — Bilmiyorum. Birkaç saniye sustu. — Sesin biraz garip geldi. Gözlerimi kapattım. On yıl geçmişti. Ama bazı geceler insanı asla bırakmıyordu. — Sadece yorgunum. Beliz birkaç saniye sessiz kaldı. Muhtemelen yalan söylediğimi anlamıştı. Ama üstelemedi. — Tamam. Sonra eski neşesine geri döndü. — Şimdi telefonu kapatıp valiz hazırlamaya başlıyorsun. — Ben daha şoku atlatamadım. — Harika. — Nesi harika? — Panikle hazırlanan valizler her zaman daha ilginç oluyor. — Bu mantıklı değil. — Ben de mantıklı olduğumu iddia etmedim zaten. İstemeden güldüm. Beliz bunu fark etmiş olacak ki zafer kazanmış gibi konuştu. — Hah! İşte bu sesi özlemişim. Telefon kapandıktan sonra bir süre tavana baktım. Los Angeles. On yıl önce ardımda bıraktığımı düşündüğüm şehir. Ve belki de ardımda bıraktığımı sandığım insanlar... Ama bazı hikâyeler yarım kaldığında bitmüyordu. Sadece doğru zamanı bekliyordu. Doruk'un koridorda yankılanan kahkahası yavaş yavaş uzaklaşırken gözlerimi tekrar kapattım. Los Angeles birkaç saat sonra da orada olacaktı. Benim ise birkaç saat daha uykuya ihtiyacım vardı. Yastığı biraz daha kendime çektim. — Yarım saat daha uyurum... — En fazla kırk dakika. — Sonra kalkar hazırlanırım. Başımı yastığa biraz daha gömdüm. — Hem zaten ben geç kalan biri değilim. Kendi kendime söylediğim bu cümle ileride bana oldukça pahalıya mal olacaktı…