Giriş
Yazar: Elif Taşdemir

Genç Beyinler Yarışmasının birincisi Elis Demirel... Yine aynı rüyayı görmüştüm. Bu yarışma olalı tam 10 yıl oldu. Ama nedense ben hala unutamadım. Aslında nedeni belliydi... 10 Yıl Önce Şimdi huzurlarinizda Genç Beyinler Yarışmasının birincisi Elis Demireli sahneye davet ediyorum. Hazırladığı silah akilalmaz bir derecede bütün hedefleri tam on ikiden vurarak 1. olmuştur. Yüksek sesli alkislarla yukarı çıkarken kalbim ağzımdaydı sanki. Tam ödülümu alacakken sunucu tekrar konuşmaya başladı. "Bir yarışmacımızı daha sahneye davet etmek istiyorum. Birincimizle aralarında çok az bir puan farkı olan bu yarışmacımızı da huzurlarinizda Barış Dinçeri sahneye davet ediyorum." Sunucunun söylediği ismi duyar duymaz ağzımda atan kalbim beynime ışınlanmisti sahneye çıkan Barışı görünce iyice elim ayağıma dolaştı. 1 aydır buradaydık ve yakın arkadaşlarım hariç burada kimseyle tanımıyordum ve tanışmayada çalışmamıştım. Ama o benim yanıma gelip benimle konuşmuştu. Ben ne kadar insanlara karşı mesafeli davranıyorsam o benim tam tersimdi. Tören bittikten sonra herkes fotoğraf çektirmek, vedalaşmak ve bavullarını toplamakla meşguldü. Ben de kalabalığın arasından sıyrılıp biraz nefes almak istemiştim ki yanımda tanıdık bir ses duydum. — Demek sonunda dünyanın en zeki insanlarından biriyle tanışmış oldum. Başımı çevirdim. Barış sırıtıyordu. — Tebrik ederim, birinci. — Sen de ikinci. — Acımasızsın. — Gerçekleri söylüyorum. Elini kalbinin üzerine götürdü. — Ah... İşte şimdi canımı yaktın. İstemeden güldüm. Barış birkaç saniye beni izledi. Sonra başıyla binanın arkasındaki verandayı işaret etti. — Gel. — Nereye? — Dünyayı ele geçirme planlarımızı konuşmaya. — Ya istemezsem? — O zaman seni kaçırırım ama güvenlik kameraları var, risk almak istemiyorum. İstemeden yine gülmüştüm. Verandaya çıktığımızda gece serinliği yüzüme çarptı. Şehir ışıkları uzakta parlıyor, içeriden gelen müzik sesleri rüzgâra karışıyordu. Barış korkuluklara yaslandı, ellerini cebine sokup birkaç saniye boyunca sadece bana baktı. O bakışlar insanı rahatsız etmiyordu. Daha kötüydü. İnsanın bütün savunmalarını tek tek indiriyordu. Sonunda gülümsedi. — Sana bir şey soracağım. — Sor. Başını hafifçe yana eğdi. — Sen nesin, Lavinia? Kaşlarımı çattım. — Ne? Bir iki saniye sustu. Sanki cevabın etkisini hesaplıyor gibiydi. Sonra gözlerinin içi gülerek devam etti: — Alt tarafı her şeyimsin. Bir an gerçekten nefes almayı unuttum. Bu... Bu bir aşk itirafı mıydı? Dudaklarımdan istemsizce döküldü. — Özdemir Asaf... O kadar kısık söylemiştim ki duymamış olmasını umuyordum. Ama elbette duymuştu. Barış kahkaha attı. Gerçek anlamda kahkaha attı. — İnanılmazsın. — Ne? — Bazı konularda gerçekten korkutucu derecede zekisin, Elis. Bir adım yaklaştı. — Ama duygusal konularda tam bir faciasın. Şaşkınca yüzüne baktım. Barış dramatik bir iç çekti. — Ben burada sana romantik bir çıkma teklifi etmeye çalışıyorum. Parmağıyla havada görünmez maddeler sıralıyormuş gibi yaptı. — Ortam güzel. — Manzara güzel. — Replik kaliteli. — Karizma desen tavandan akıyor. Kendini göstererek devam etti: — Özellikle şu kısmı oldukça başarılı yönetiyorum. İstemeden güldüm. O ise hiç durmadı. — Sonra sen ne yapıyorsun? Başını iki yana salladı. — Gidip şiirin sahibini söylüyorsun. — Gerçekten inanılmazsın. — Bunu da mahvetmesen olmazdı zaten. — Ben başka neyi mahvettim ki? Soruyu düşünmeden sormuştum. Barış'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı. Bu kez sesi daha sakindi. Daha gerçekti. — Beni. Bakışları gözlerime kilitlendi. — Sen beni mahvettin, Elis. Bir adım daha yaklaştı. — Son bir aydır aklımın yüzde doksanı senin tarafından işgal edilmiş durumda. — Verimliliğim düştü. — Ders çalışırken seni düşünüyorum. — Yemek yerken seni düşünüyorum. — Uyumaya çalışırken seni düşünüyorum. Başını hafifçe salladı. — Açıkçası durumum kritik. Gülmemek için dudağımı ısırdım. Barış bunu fark edip sırıttı. — Bak yine ciddiye almıyorsun. Sonra ilk kez sesi tamamen ciddileşti. — Ama şu kısmı ciddiyim. Elimi tuttu. Ve kalbinin üzerine koydu. Avucumu…