İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)

SAUDADE

Yazar:

İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18) – Sena kitap kapağı
İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18) – Sena kitap kapağı

SAUDADE: Kavuşamayacağımızı bildiğimiz kişiye karşı duyulan derin özlem. "Mağdur oluşum beni yok saymandan değil içimdeki sana sırtını dönmendendi." 2003 TRABZON Aşk, yaşayana bir ömürken yaşamayana üç harften oluşan bir oyundur. Oyun oynamak eğlencelidir, çocukken de yaşınızı söylemeye çekindiğiniz sayılara ulaştığınızda da ama bu oyun eğlenceli olduğu kadar tehlikelidir de. Bu oyunda iki kurban vardır. Bir taraf çok seven diğer taraf eşlik eden. Çok seven olursanız oyun eziyet olur. Eşlik eden olursanız da kendinizden eksilirsiniz. Bu oyunun kazananı olmazdı. Kaybedeni olurdu. Oynayanlar içinse kaybetmek ödüldür çünkü aşkı kazanmak demek ayrılık demektir. Ulaşamayacağı elma tatlı gelir insana. Bir insan uzağındakini yanına çekerse o onun için sıradan olur. İnsan sıradanı sevmez. İnsan, ulaşamadığını sever. Nefsi ona uzağı gösterir. Elde edemediği tatlı gelir, elindeki ise kaybetmeyeceğine güvendiği bir dağdır. Dağa sırtını dayar ama ona kendini vermez. İnsan, nankördür unutmayın. Özellikle erkekler... Radyodan duyulan pütürlü ses kulakta hoşnutsuzluk yaratacak bir tırmalamaya sebebiyet olurken kadının sesinden dökülen kelimelerle genç kız, kalbini temiz havanın saracağını ümit ederek derin bir nefes aldı. Kadının sözleri karşısında kalbi sisle buğulanmıştı çünkü. Aşk, bu kadar basit bir şey miydi? Bu kadar kısa mıydı? Anlık... hisler alışkınlık yaratana kadar mıydı? Zihnindeki sorulara dalmışken ördüğü sarı saçlarının ucuna tokasını bağlamaya başladı. Onun ruhunda yetişen bu his hiç de bitecek gibi değildi. Sanki ruhunu ona dar edecek kadar büyümüştü bile ve Hülya'nın asıl korkusu da buydu. Hisleri ona artık büyük geliyordu. Ya bu aşkın altında kalırsa diye bir korku sarmıştı bile göğüs kafesini. Daha baştaydılar biliyordu, liseyi yeni bitirmişti. Gençliğinin baharındaydı, hayalleri vardı ve bu hayallerin içerisinde tek değildi. O da vardı... Kim daha bu yaşında kurduğu hayallere görüştüğü çocuğu eklerdi ki? Ailesi duysa ne derdi? Başını iki yana sallayarak derin bir nefes çekti aralık duran dolgun dudaklarından içeri. Gözleri karşısındaki isli aynada takılı kalırken kucağındaki al yazmayı omuzlarının üstüne attı. Üstündeki beyaz tişört ve dizlerinin altında biten yazmasının rengindeki eteğiyle yüzünde hoş bir tebessüm oluştu. Çıkık elmacık kemikleri doğal kızıllığa bürünmüştü, uzun siyah kirpikleri kömür karası gözlerini çerçevelerken işaret parmaklarıyla kirpiklerini kıvırmaya çalıştı. Daha bir dakika önce kendine duyguları için sakin olmasını öğütlerken şimdi kalbi heyecandan kemiklerini titretmeye başlamıştı. Geçen hafta pazara gidememişti, bu hafta annesine evde sıkıldığını söyleyerek şehre inmek için yalvarmıştı çünkü köyde çok sık görüşemiyorlardı. Pazara gittiklerinde annesi alışverişte kendini kaybettiğinden aklına Hülya gelmiyordu ve o da rahat rahat Atilla'yı görebiliyordu. Atilla'sını. Hülya'nın kendi hislerinden korkmasına sebep olan o genç çocuk. "Hayde Hülya! Geç kalacağız pazara, garılar düşmüştür yola!" annesinin bahçeden bağırdığını duymasıyla hızla ayaklanarak son kez üzerini düzeltti ve hızlı adımlarla odasından çıkarak holü geçip dış kapıya ulaştı. Yeni aldığı beyaz kısa topuklu ayakkabıları ayaklarına geçirirken bağın altında onu bekleyen annesini ve teyzesini görmüştü. Teyzesi, hadi dercesine başını sallayıp gülümsediğinde Hülya doğrularak onlara doğru adımladı. Evlerinin düz büyük bahçesinde üzüm bağlarının altında masa ve sandalyeler vardı. Yaz akşamlarında yemeklerini bu masada yerlerdi. Aile olarak bir arada oldukları anlar sadece yemek masasının etrafında olurdu genelde... "Hoş geldin teyze." narin sesinden dökülen samimiyet kollarından taşarak anne yarısı gibi gördüğü teyzesine sarılırken teyzesinin yüzündeki tebessüm büyüdü. "Ablam, yeni gelenlerle bozmuş kafayı. Ben onu oyalarken sende gönlünü rahat ettir." Nergis, yeğeninin kulağına fısıldarken geri çekilip ona göz kırptı. Sevdiğini görmek için pazara geldiğini biliyordu. Kendisi de zamanında o yollardan geçmişti, anlardı sevenin halinden. "K…

Bölümün tamamını WritePad'de oku