İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)
HALEL
Yazar: Sena

HALEL "Bozukluk, hasar, zarar, eksiklik. İki şeyin arasındaki boşluk." "Bir insana sevmeyi öğreten sensen artık yaşattığın kalp sadece sana ait değildir." Nazenin Akel Çakır, Bu gökyüzünün altında seninle yan yana olmayacaksam bir odanın içinde beton tavana bakarak çürümeyi tercih ederim, Nazenin. Ya seninle ya da hiç. Ya seninle ya da hiç. Duyduğum cümleleri zihnimde tekrar ederken şaşkınlığımı gizleme ihtiyacı duymadım. Şu an beni bir kağıt gibi okuyabilirdi ve tam da öyle yapıyordu. Gözleri yüzümdeki her bir hareketi dikkatle izlerken ne cevap vereceğimi bilemedim bir an. Bana aşıktı. Dinçer bana nasıl aşıktı? Birbirine bastırdığım dudaklarımı zorla aralayarak "Ne dediğinin farkında mısın?" Diye sordum, afallamış bir sesle. O ise benim aksim şekilde sakinlikle başını hafifçe salladı ve gülümsedi. "Farkındalığım beni aştı sana bulaştı. Ne dediğimi de ne istediğimi de biliyorum Nazenin. Ya seninle ya da hiç." İçten içe düşündüğüm ama ihtimal vermediğim gerçek bir yük olup ikimizin arasında sırtlanmayı beklerken merakım korkumun önüne geçti. Derin bir nefes alırken sırtımı sandalyeye yaslayarak kollarımı göğsümde birleştirip çenemle onu işaret ettim. "Hemen şimdi yalansız dolansız bana burada ne olduğunu anlat. Hatta direkt o geceden başla. O gece de bu dediğin şey var mıydı?" Dehşetle sözleri çalındı zihnimde. En başından beri demişti. En başı ne zamandı? Salak mısın Naz? En başı o zaman işte, tırın yanındayken de alt komşun olurken de... İç sesimin beni sarsmasıyla hırsla masanın üzerine baktım. Hissettiğim öfke ve şaşkınlık o kadar yoğundu ki bunu şiddete yansıtma ihtiyacıyla dolmuştum. Gözlerim ilk olarak ekmek sepetine değdiğinde elime almak için kolumu kaldırmıştım ki Dinçer'in sesini duydum. "Nimet var içinde çarpılırız." Söylediğinde haklı olduğu için burnumdan sert bir soluk vererek tabağımın yanındaki bıçağa doğru hareketlendim. Tam elime alacaktım ki yine konuştu. Bu sefer sesinde hafif bir korku vardı. "Cinayete teşebbüse girer. O da olmaz." Ona tersçe baktığımda sandalyesini hafifçe geri ittirirken gülümsedi ve "Erkek adam hanımından hafif tırsarmış, inanmazdım. Ta ki şu bakışını görene kadar." dedi masum bir sesle. Yüzsüzlüğü karşısında gözlerimi sinirle kapatıp açarken bıçağı bırakıp yan tarafımda duran tuzluğa uzandım ve hızla elime alıp ona atmak için kolu kaldırdım. "Hanım öyle mi? Seni gebertirim Dinçer!" Diye bağırdıktan sonra hırsla ekledim. "Sen beni nasıl kandırırsın?" "Tuzluk çok klişe bizim içi-" Demişti ki o cümlesini bitiremeden tuzluğu fırlattım. Şerefsiz o kadar atikti ki tuzluk ona çarpmadan hemen önce kafasını yana eğerek ondan kurtuldu ve hızla ayağa kalktı. Onun kalkmasıyla bende kalktım ve fırlatmak için başka şeyler aradım. Öfkem saniyeler geçtikçe artıyordu. Şu an onu üzerinde durduğumuz denizde boğmak istiyordum. Gözlerim masanın üzerinde dolaşırken aslında içten içe bu öfkenin yersiz olduğunu da biliyordum. Şu an tüm masayı ona fırlatsam da hiçbir şey değişmezdi, öfkem geçmezdi. Başımı kaldırıp ona bakarken adımlarım kendiliğinden bana fazla gelen varlığına doğru ilerledi. "En başından anlat. Hemen." Cümlem dilimden döküldüğünde omuzlarını düşürerek karşımda savunmasızmış gibi yutkunuşunu izledim. Konuşmak için dudaklarını aralamıştı ki ondan önce davranarak hayal kırıklığımı belli edercesine "Bu sefer yalansız konuş benimle," dedim. Adımlarım önünde durduğunda çakır gözleri gözlerime öyle baktı ki kendi yansımama bakarken bile onu gördüm. Gözleri ilk defa karşımda maskesizdi. "İlk ne zaman düştüm bu derdin içine bilmiyorum ama ne zaman emin oldun diye sorsan onu çok iyi biliyorum." Dedi ve diliyle dudaklarını ıslatarak aramızda çok az bir mesafe bırakacak kadar yaklaştı bana. Biraz öne doğru eğilsem göğsüm göğsüne değerdi ama geri adım atmadım. Başımı kaldırarak yüzüne bakmayı sürdürdüm sanki yalan söylese onu mimiklerinden yakalayabilirmişim gibi... Yakalayamazdım. Kendimi çok iyi bir yalancı sanarken bir cambazla ipte olduğumu fark edememiştim bile. "Ne zaman?" Bunu gerçekten de merak…