İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)
MEFTUN
Yazar: Sena

MEFTUN 'Gözü başka bir şey görmeyen tutkulu aşık. Hayran olan.' "Aşkından düştüm dile, umurumda değil sözler. Bir seni bilirim bir de sana meftun gönlümü." DİNÇER ÇAKIR Bir varmış bir yokmuş, Aşk kalbe bela, güzelliği derde yara. Bir varmış bir yokmuş, Sevda prense dert, prensese zulüm olmuş. Bir varmış bir yokmuş, Prenses prensin kuklası olmuş. Bir varmış bir yokmuş, Prens kuklasının kurbanı olmuş. Zaman diyordu insanlar, zaman akar su yolunu bulur. Gün geçer fani dünya dertleri hiç olur. Nazenin, şu an hislerindeki ağırlığı kaldıramayacağını düşünüyordu. Halbuki biliyordu ki bu da bir sınavdı, geçerdi. Neler neler yaşamıştı görünmeyen yaralarla kaplı bedeni, hiç şefkatle sarılmamış ruhu... Biliyordu. Çaresiz olan tek şey ölümdü. Derin bir nefes alırken yaslandığı duvardan doğruldu, bulunduğu yer duyduklarını sindirebileceği bir yer değildi. Yutkundu boğazındaki yumruyu sindirmek istercesine ama pek de başarılı olamadı. Aslında şu an asıl onu şaşırtan şey duyduğuyla hissettikleriydi. Neden bu kadar şaşırmıştı ki Dinçer'in birini sevmesine? Saklandığı yerden hareketlenerek merdivenlere yöneldi ve iki adama baktı. "Dinçer!" diye seslenirken ilk başta sesi pürüzlü çıktı ama duraklamadı Nazenin, şu an bu durumdan daha ciddi bir olay vardı. Düşünmesi gereken bocalayan kalbi değil abisi gibi gördüğü Atilla olmalıydı. Dinçer, Nazenin'in sesini duyduğu an arkasını dönerek ona baktı. Gözleri hızlıca üzerinde gezinirken iyi olup olmadığını tarttı ve yüzündeki ifadeyle anladı ki kadın iyi değildi. Kaşları hızla çatılırken merdivenleri çıkarak kadının önüne geldi. İki elini de bir an ona dokunmak için kaldırmıştı ki kadının bundan hoşlanmayacağını bilerek indirdi. Bakmakla ve dokunamamanın yakıcı hissiyle canını sıkmakla yetindi. "İyi misin?" Nazenin başını iki yana sallarken bir ona bir de yanlarına gelen Nadir'e baktı. "Atilla Abi'nin ekibi çatışmada kayıp vermiş. Şehitlerimiz var." dedi midesi kasılırken. Söyledikleri kanını soğutmuştu sanki, üşüdüğünü hissetti. "O iyi değil, yanında olmalısın." Dinçer, bir an ne diyeceğini bilemese de soğukkanlılığını korumaya çalıştı. Nadir, "Başımız sağ olsun." derken Dinçer sadece "Vatan sağ olsun." diyebildi. Nazenin, bir an bocaladı, Dinçer'in yüzünü gözleriyle aşındırırken içindeki öfkeyi de kusmayı tercih etti. "Bir mafya olarak vatanını düşünmen şaşırtıcı." mırıldanışı karşısındaki adam için yüksek sesliydi. Dinçer, karşısındaki kadına bilmediklerinden ötürü çıkışamayacağından gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve kadının elini tutarak odaya doğru ilerlerken "Bu aralar bilmediğin konular hakkında çok yorum yapıyorsun Nazenin." dedi. Nazenin, söylediklerine tepkisiz kalmayı tercih etti çünkü gözleri ellerindeydi. Dinçer onun bir adım önünde hızlı adımlarla ilerlerken birbirlerine tutunmuş elleri aralarında bir bağdı. Fakat bu bağ onun canını yakmıştı. Zihninde duydukları dönerken başkasını seven adamın elini tutmak ona aykırıydı. Kalbi başkasında olan adamla evcilik oynamak yanlıştı. Kulaklarında iç sesi yankılanıyordu. "Bak deden haklı çıktı Naz. Kan kana, can cana çekermiş senin kanın canından öte gelmiş. Bu da bir ihanet değil mi? Sevilmediğin yerde durmak kendine ihanet değil mi?" Öyleydi. Naz, yavaşça parmaklarını çözdü ve Dinçer'in elini bıraktı. Bu bir an Dinçer'in adımlarını aksatsa da dönüp Nazenin'e bakmadı, zaten kapının önüne gelmişlerdi. Aralık kapıdan önce Dinçer girerken gözleri hızla odada gezindi ama aradığını bulamadı. Gördüğü sadece ağlayan kadındı. "Yarbay, nerede?" sert sesi mesafeliydi. O günden sonra Hülya'yla abla kardeş ilişkisi kesilmişti Dinçer'in. Şu an sadece gözünde hasta bir kadındı. İçinden yine de ona karşı bir saygı ve sevgisi vardı fakat bunlar hayal kırıklıklarının altında kalmıştı. Atilla'ya karşı onu savunurdu çünkü bilmedikleri şeyler olduğuna emindi fakat yine de kırgındı içten içe ona. Hülya, parmaklarının arasında duran atkıdan başını kaldırarak ıslak gözleriyle Dinçer'e baktı. "Havaalanına gitti." dedi sesi titrerken. "İyi değildi Dinçer, gözünü…