İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)
DİLHUN
Yazar: Sena

DİLHUN "Kalbi yaralı, içi kan ağlayan, büyük üzüntü içinde olan." "Kıyamet kopan ruhunda dinlediğin her çığlık, acılarının dile gelişi değil yeniden doğuşunun nameleri." Nazenin Akel... Hatırlıyordum. Hayır, hepsini değil; sadece o günü. Dedemin elini tutmuştum sıkı sıkı, sanki tekrardan kaybolmaktan korkuyordum. Küçük parmaklarım dedemin sert elini bir sarmaşık gibi sarmış, onun bana uydurduğu adımlarına uymaya çalışıyordum yürürken. Ne olduğunu tam anlayamamıştım, aklım ermemişti anlatılanlara ve yaşadıklarıma. Uyumuş uyanmış, kendimi kaybolmuş bulmuştum. "Nasıl oldu anlamadım dede, acaba salak mıyım ben?" diye sordum yürüdüğümüz yolun kenarındaki renkli resimlere bakarken. Ablam onlar için bana resim değil afiş demişti. Afiş Nazenin, unutma. Salak mısın sen? "Nereden çıktı ula bu? Kim öğretiy sana ha bunlaru?" dedemin sert sesiyle omuz silktim. Onun sert sesi bir tek beni korkutmuyordu çünkü biliyordum o bana kızmazdı. "Abim hep öyle diyor. Siz yokken diyor ama." kafamı kaldırıp dedeme baktım. "Siz varken mi salaksız oluyorum dede? Öyleyse yanından ayrılmayacağım." üzgün çıkan sesimle başını eğip bana baktı, ona bakarken çok büyük olduğunu düşünüyordum. Koca dev. Devler korkutucuydu ama dedem beni korkutmuyordu. İçli bir nefes çekerken içine hafifçe gülümsedi bana, zeytin gibiydi gözleri, siyahtı. Kumral saçlarını hep geriye yatırırdı, sakalları ise hep özenliydi. Onları hiç kesmezdi o yüzden yanaklarını öpmez, elini öperdim. "Sen çok zekisun dedesinun ballısı. Ha o kelimeyi duymayacağum bi daha." yüzündeki gülümsemeyi sildi ve önüne döndü. "O gaybananın kulağınu çektiğumda daha demeyecek öyle sana." kızgın şekilde söyledikleriyle heyecanla gözlerimi büyüttüm. Boştaki elimle kendimi gösterirken "Bende! Bende çekebilir miyim? O benimkileri böyle elinde buruşturuyor. Bende onu buruşturabilir miyim dede?" diye sordum istek içerisinde. Bunu istiyordum, benim canım acıdıysa bende onu acıtmalıydım. Dedem bana bakmadı, başını iki yana sallarken "Yok sen küçüksun. Ben ederum ona edeceğimu." dedi. Başımı hüzünle önüme çevirirken hiç değilse dedemin kızacağını bildiğimden yine de mutluydum içimde. Bana artık kötü kelime etmeyecekti. "Annem nerede?" aklıma aniden düşen soruyla dudaklarımı büktüm. "Kızdı mı bana kaybolduğum için? Yanımdaydı halbuki ona güvenmiştim." mırıldanışımın zemininde yatan korku, üzerine kaplanan hayal kırıklığının altında gizli kalmıştı. Bunu ise sadece ben biliyordum, dedem anlamış mıydı emin değildim ama anlasaydı beni teselli ederdi. Dedemin elimi saran parmaklarının kasıldığını hissettim. "Anlattum ya sana ballim, annen hasta oldi, Raşit Abin görememiş seni orda." ellerimizi ayırmadan elini başıma götürdü ve saçlarımı okşadı. "Sen de hemen kalkmişsun oradan." Alaylı sesinde hafif bir kızgınlık var gibi geldi kulağıma, yürüdüğümüz yolda gözlerimi dolaştırırken afişlere bakmayı kesmiş yeşil ağaçların dibindeki çiçeklere bakmaya başlamıştım. Hava açıktı ama soğuktu da. Bir tuhaftı, hiç sevmemiştim bu havayı. "Ama tektim dede, kimse yoktu. Sonra o çocukları duydum. Çocuk çocuğu anlar diye düşündüm. Anlar değil mi?" Dedem başını salladı. "Anlar tabii." Elimi ona doğru kaldırarak işaret parmağımı iki yana salladım, aynı şekilde başımı da sallamıştım. "Hayır dede, hayır." dedim hızla, yanlışın var dercesine. "Onlar beni anlamadılar. Sanırım bozuklar. Onlara kaybolduğumu söyledim, onlar ise bana inanmayıp güldüler. Hani beni anlarlardı?" Dedemin kaşları çatıldı. "Geldiğumda oyun oynaydiniz ama zilli." "Sonra oyun oynadık. Öncesinde güldüler bana." aklıma gelenle gülerken avcumla dudaklarımı kapattım. "Siyah gözlü olan mavi gözlü olanı dövünce mavi gözlü olan ağladı. Siyah gözlü olan ona üzüldü, onu güldürmek için beni de aralarına aldılar." "İlk sana ne demeye güldüler o vakit?" "Kayboldum dedim diye. Oraya gidenler ya kayboldum dermiş ya da buraya atıldık. Ben kayboldum deyince yalan söylüyorum sanmışlar." gülümseyerek dedeme baktım. "Ben dedim ama onlara dede, 'Benim dedem var, gelecek görürsünüz. O bırakmaz ben…