İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)

RUHEFZA

Yazar:

İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18) – Sena kitap kapağı
İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18) – Sena kitap kapağı

RUHEFZA "Ruhu okşayan, cana can katan." "Gözleri ayrı gülüşü ayrı, insan onu aklıyla sevse kalbi delirir güzelliğinden." Atilla Çakır. Trabzon- 2004 Karadeniz'in güneşle bütünleşen ormanlarından yayılan temiz hava yorgun ciğerlerine merhem olurken Atilla'nın gözlerinden uyku akıyordu. Göz kapakları kapanmak için baskı uygularken babasının çay kaşığını ince belli bardağa çarparak şekeri çayla karıştırmasıyla irkilerek başını yasladığı avcundan kaldırdı. Küçük evlerinin kapı önüne attıkları masa başında oturmuş sabahın bereketiyle kahvaltı yapıyorlardı ama Atilla'nın gözü masadaki kuymağı değil yatağını görüyordu. "Gece neredeydun sen?" babasının meraklı sorusuyla Atilla omuzlarını dikleştirdi. Üzerindeki beyaz gömleğin kolunu kıvırmaya başlarken zaman kazanmanın derdindeydi. Bir kolunu dirseğine kadar katladığında yavaşça diğer koluna geçti. "Mustafa'nın arabası bozuldu onu ittik sanayiye kadar." Gözlerine bakmadan konuşan oğlunu tanıyordu Erkan Çakır, Atilla'sı ona yalan söylüyordu. İç çekerek onu azarlamak için aralamıştı ki dudaklarını candan ötesinin kuymakla ekmeği ağzına tıkamasıyla susmak zorunda kaldı. Karısına bunu hep sen şımartıyorsun dercesine bakarken Zehra, onu umursamadı ve oğluna gülümseyerek baktı. Bir taneciğiydi oğlu, tek parçasıydı kocasından kendine kattığı. "İlleşme çocuğa Erkan. Arkadaşlarıylaymış işte." dedi sevecen bir sesle, konuşurken de Atilla'nın saçlarını okşamıştı. "Uykun varsa yat annem, baban halleder işleri." Zehra Çakır, oğluna kıyamazdı, tek evladı için yapamayacağı şey yoktu. Erkan'da bunu bildiğinden homurdanmakla yetinip kahvaltısına odaklandı. Sabah sabah karısıyla tartışmak istemiyordu. Atilla, soğumaya dönen çayından bir yudum alıp başını iki yana salladı, aklı sevdiğindeydi. "Yok anne gitmem lazım zaten öncesinde başka bir işim var." Erkan'ın kaşları çatıldı, oğluna bakarken gözleri parmak uçlarındaki kızarıklığa ve tırnak yanlarında toplanan su kabarcıklarında gezindi. "Zehra..." dedi kinayeli bir sesle. "Senin ha bu uşağın bir fuşki yiy ama susayrum. Eğer ki istemeduğum bir şeyse gözüme gözükmesun." babası normalde bu kadar şive kullanamazdı, konuşurken yavaş konuşur dilini düzeltmeye çalışırdı. Eğer böyle konuşuyorsa hiç düşünmeden direkt aklından geçenleri demiş olmalıydı. O an Atilla, sertçe yutkundu. Babası, gece tersaneye gittiğini duysa ağzına sıçardı kaba tabirle. Daha geçen hafta dedesiyle yine tartışmıştı babası, onları sildiğini açıkça söylemişken şimdi oraya gittiğini bilmemeliydi. Atilla, oturduğu ahşap sandalyeden hızla kalktı. "Yedim yemeğimi içtim çayımı başka bir şey yemem. Şimdi gidip Dinçer'i parka götüreceğim, söz vermiştim velede." dedi hızla ve apar topar içeri geçmek için ayaklandı. Babası onun bu aceleci halini görünce iflah olmazsın dercesine başını iki yana salladı. "Dinçer'i parka götüreceksin? Durduk yere?" diye sorguladı oğlunu. Zehra ise zihninde yanan ışıkları içten içe söndürmeye çalışıyordu ama her şeyin de farkındaydı. Atilla, kapı önünde durup babasına baktı. "He, eğlensin uşak. Amcam zaten göz açtırmıyor ona." "Bana geliy ki sen kendini eğlendirmeye gideysun." Atilla, yakalansa da geri adım atmadı. "Ne alakası var baba, kendim mi bineceğim salıncağa?" "Sen binmeyeceksun ama bindirip salladığın güldükçe asıl eğlenen sen olacaksun." elini masaya vurdu. "Ula dünkü bok sen kimi kandırıyorsun?" deminki imalı sesi son cümlesiyle sertleşmişti. Zehra'da Erkan'da farkındaydı, biliyorlardı oğullarının Tevfik Akel'in kızına sevdalı olduğunu. Hatta Zehra, oğlunun asker olmak istediğini biliyordu. Hayaliydi Atilla'nın bu görev ama kendisi hiç istemiyordu. Korkuyordu, tek göz bebeğinin ondan uzak kalmasını hayal etmesi bile kalbinde derin bir ızdıraba yol açarken bunu desteklemek pek içinden gelmiyordu. O yüzden Atilla'yı dizinin dibinde kalıp babasının işinde çalışması için ikna etmeye çalışıyordu fakat çabası boşunaydı, Atilla bir kez kafasına koymuştu. Geri dönüşü yoktu. Zehra'nın ise tek tutunduğu dal evlenmesiydi. Atilla eğer bırakıp gidemeyeceği bir kızla…

Bölümün tamamını WritePad'de oku