İKİ DAĞ BİR DENİZ-NAZENDE (+18)
LİKA
Yazar: Sena

Gecenin ışığı Yalnızlığın umutsuzluğu Sensizliğin acısı Gözlerimdeki sen Gözlerindeki yabancı Hayatın acımasızlığı bu, sevgilim... Gecenin karanlığı, odadaki alevlerin karşısında hükümsüz kaldığı o anda iç çekerek elindeki kadehten bir yudum aldı ve bardağı dizine yaslarken karşısındaki şöminenin içinde, küle dönecek olan odunları izlemeye devam etti. Zihnindeki düşünceler boyunu aşacak kadar onu kendilerine buladıklarının farkındaydı ama bu bataklıktan çıkabilecek kadar dinç değildi, yorgundu. Düşünüyordu, uzun zamandır düşünceleri arasında sıkışıp kalmıştı fakat bir adım bile ilerleyememişti. İki günlük dünyada bir ömür törpüsü süresince geçen zaman ruhun acılarından beslenirken insan çaresizdi. Tıpkı o geceki Dinçer Çakır gibi... Tıpkı o gecenin koynunda dilediği nefesin canından kopardığı parça gibi hareketsizdi. Kandan arındırdığı ama kan kokusunu geçiremediği parmaklarının arasındaki kristal kadehin içinde bekleyen günahın tohumunu, günahkar olduğunu bilerek dudaklarından içeri kabul ederken yüreği titredi ama umursamadı. İnsanın beynini uyuşturması haramdı, yasaktı ama zaten yaptığı işler, ona cehennemin en alt katmanında özel bir oda ayırtmıştı. Günahı, sevabı düşünecek durumda değildi. Boğazından aşağı süzülen sıvı soğuyan kanını ısıtırken bir yudum viski günaha girmesine yeterdi ama hissettiği acılarından dolayı ölmeyi dileyen bedeni yaşamaya ne olursa olsun devam ettiği için sevap yazmaz mıydı defterine? Düşünceleri inancına değindiğinde derin bir nefes aldı ama kendi içindeki muhakemesini de sonlandıramadı çünkü o böyleydi. Dinçer Çakır, düşünürdü. Her şeyi, her an, en ince ayrıntısına kadar düşünür; hayatını ona göre yönlendirirdi. Yirmi dokuz senelik hayatı hep böyle geçmişti ve şimdi yorulduğunu hissediyordu. Çünkü artık sona gelmişti. İnsanın mücadelesi bittiğinde, ruhundaki yorgunluk o zaman kendini gösteriyordu. Hayattan daha adaletsiz bir şey varsa o da kaderdi. Kaderin kuklası olmak istemeyenlerin kurduğu bu uçuk düzendeki her insan bu adaletsizliği tadıyordu. Belki çok belki az ama elbet bir tat alırdı sınava tabi tutulmuş kullar. Onun payına çok tat düşmüştü. Ve şimdi mücadelesinden dolayı damağında birikmiş acı tat, kalbindeki örtülü kuytunun derinine sızmış, onu varlığıyla kaplamıştı. Bu farkındalıkla iç çekerek elindeki günahı, sol tarafındaki meleğe not aldırdı ve kadehin dibinde normalde üç yudum olabilecek sıvıyı tek seferde dudaklarından akıtarak kadehi yan taraftaki masanın üstüne bıraktı. Gözleri masanın üzerindeki viski şişesine değdiğinde hissizce başını şömineye doğru geri çevirdi. Bu gece için yeteri kadar günah işlemişti, daha fazlası kendini cehennemin katmanlarında dibe çekmekten başka hiçbir boka yaramayacağının farkındaydı. Şöminenin karşısında kıvrılan alevleri izlerken kemerini çözmeye başladı, üzerinde sadece kumaş pantolonu kalmıştı. Eve geldiği ilk anda üzerindekilerden kurtulmuştu, evdeyken rahat olmayı severdi. Tabii tek sebebi de bu değildi. Bu gece eve geldiğinde üzeri temiz değildi. Kuruduğu için koyuya kaçan kırmızı sıvı, bıraktığı leş kokuyla onu fazlasıyla rahatsız etmişti. O yüzden gömleğinden ve ceketinden hemen kurtulmuştu. Bu gece planladığından daha kanlı bir hesaplaşmayla sonuçlanmıştı. Yaşanılanlar zihninde tekrar canlandığında üst dudağı tatminlikle kıvrıldı. İstediğini elde etmişti. Her zamanki gibi... Dinçer Çakır, kazanmaya alışıktı. Kaybetmek kitabında yazmazdı. Daha doğrusu yazdıracak kişi daha hayatına girmemişti. Çıkarttığı kemeri yere bırakırken gözleri şöminenin yan tarafındaki duvarda asılı olan saati buldu. Son vuruş, son mermi... sadece on beş dakika kalmıştı. Her şey planlanmıştı, yılların getirdiği düşmanlığı bitecekti. Hem de kazanan olarak. Adam, oturduğu kanepeden yavaşça doğruldu ve üzerindeki son kıyafeti de çıkarttı. Çakır gözleri bozulmamış yatağa kaydığında elini ensesine atarak oradaki saçlarını çekiştirdi. Uyuyamayacağını biliyordu, alkolü bu yüzden geceleri tüketiyordu. Eğer günaha girecekse günahı ona fayda sağlamalıydı. Boş yere günaha gir…