5. bölüm
Yazar: Siyamis

Hayatta her şey bir anlıktı… Gülüşlerimiz, gözyaşlarımız, bağırışlarımız, çağırışlarımız… Gün içine onlarca duyguyu sığdırabilirdik ama yüreğimize sığdıramazdık. Zehir de bugün bu duyguları iliklerine kadar tatmıştı. Arya yoktu. Zehir ve Caner’e lavaboya gidip döneceğini söylemişti ama dönmemişti. Zehir tedirgin olmuştu. Kız kardeşi ortalıkta yoktu. Canından öte olan kız kardeşi yoktu… Caner bir yandan etrafta göz gezindirirken diğer tarafta da Zehir’i sakinleştirmeye çalışıyordu. Arya’yı merak etmesi yetmezmiş gibi Zehir’i zapt etmeye çalışıyordu. Zehir’in bir yanlış hareketiyle ikisi de buradan sağ çıkamazlardı. Zehir’in zeytini andıran gözleri adeta endişeliydi. Oturduğu sandalyeden etrafı gözlemlerken içeriye giren Ethem’i görünce gözleri sonuna kadar açıldı. Ethem rastgele bir sandalyeye oturdu. Geçtiği masadaki insanlarla sohbet etmeye başladı. Gayet sakin gözüküyordu. Arya neredeydi? Kız kardeşim nerede? diye geçirdi içinden. Arya’yı telefonla aramıştı ama telefonu kapalıydı. Arya ne olursa olsun Zehir’in aramalarına cevap verirdi. Eli iki kanda olsa bile… Zehir yumruk yaptığı ellerini masanın üzerine koymuştu. Ardından bir hışımla ayağa kalktı. Caner, Zehir’in bir şey yapmasından korktuğu için ayaklandı. “Nereye?” Zehir’in yapacağı bir yanlış onların burada sonları olurdu. Bunu ikisi de iyi biliyordu. Dişlerini sıkarak, “Burada daha fazla oturarak bekleyemem.” Gözleri karşı masada oturan Ethem’i buldu. Kahkahalar eşliğinde sohbet ediyordu. Bu adi adamın böyle rahatça oturması Zehir’i daha fazla deli ediyordu. Biliyordu. Arya’nın Ethem’in elinde olduğunu tahmin ediyordu. Ama bunu Caner’e söylediğinde, “Eğer bir şey olsaydı Arya düğmeye basardı.” diyerek onu sakinleştirmeye çalışıyordu. “Her şeyi mahvedeceksin. Otur şuraya!” Caner’in olmasından korktuğu şey olmak üzereydi. Ela gözleri korkuyla Zehir’e bakıyordu. Zehir, Caner’in yüzündeki korkuyu fark edince öfkesini dizginlemeye çalıştı. “Bahçeye gidiyorum.” Arkasına bakmadan oradan çıktı. Arkadan Caner’in “Ben de geliyorum.” cümlesini aldırmadan yürümeye devam etti. Bahçeye çıktığında derin bir nefes aldı. Nefes almaya çalışıyordu ama alamıyordu. Caner, “İyi misin?” diyerek kolunu omzuna attığında Zehir öfkeyle iki koluyla Caner’in omuzlarını sıkarak sendeledi. “Ne var lan, ne!” Zehir yaptığı şeyin farkına varınca durdu. Sinirini başlarından çıkarmanın hiçbir anlamı yoktu. Caner, Zehir’i iterek yüzüne yumruk geçirdi. “Geri zekâlı, böyle yaparak her şeyi daha berbat yapıyorsun!” Zehir yediği yumrukla birlikte küfür savurdu. Caner’in söylediklerini anlıyordu. Ama böyle durmak da canını yakıyordu. Durduğu, oturduğu her saniye zaman kaybıydı. Aklına onları getiren adamlar gelince limuzine doğru bahçenin diğer ucuna yürüdü. Caner peşinden gitti. Bu adamın ne yapacağını kestiremiyordu. Peşinden gitmek en iyisiydi. Zehir limuzinin önünde durdu. Kapısı açılan arabaya bindi. Gözlüklü adam yayıla yayıla koltukta oturuyordu. Bu adamı böyle görmek Zehir’in sinirlerini zıplatırken iki eliyle adamın boynuna kene gibi yapıştı. “Kardeşim nerede lan?” Şoför koltuğundaki adam arkaya dönerek silahını Zehir’e doğrulttu. Kapının eşiğinde duran Caner, kemerinin arasına sıkıştırdığı tabancasını çıkartarak şoföre doğrulttu. Zehir adamdan cevap almayınca çenesine sert bir yumruk geçirerek, “Arya nerede lan!” dedi. Adamın sessizliği onu daha fazla sinirlendirmişti. Gözü o kadar körelmişti ki ona doğrultulan silahın bile farkında değildi. Farkında olsa da pek umurunda olmazdı. Gözlüklü adam acı içinde inlerken, “Ateş etmeyin.” dedi. Ortamı sessizlik kaplamıştı. Sessizliği gözlüklü adamın, “Sen de ellerini üzerimden çekersen konuşacağım.” cümlesi bozdu. Zehir ellerini adamdan çekerek karşısındaki koltukta oturdu. Adam gözüyle Caner’e arabaya binmesini işaret etti. Caner arabaya bindiğinde arabanın kapısı kapandı. Caner Zehir’in yanına oturdu. Silahı her ihtimale karşı elinde duruyordu. “Kıza ne olduğunu ben nereden bilebilirim? İçeride yanında olan sizlerdiniz. Kıza alarm da verdim ama düğmeye ba…