Giriş
Yazar: Siyamis

27 Kasım… Arya, boş duvarda asılı duran eskimiş takvime gözlerini ayırmadan bakıyordu. Hayatı, tıpkı bir film şeridi gibi genç kızın gözlerinin önünden geçip gidiyordu. Dışarıdan takvime bakan biri “Alt tarafı bir tarih.” deyip geçerdi ama durum Arya için öyle değildi. Genç kız takvime baktığında sadece bir tarih değil, o tarihin ondan aldıklarını da görüyordu. Gözleri dolan Arya, gözyaşlarına engel olabilmek için iç yanağındaki yumuşak eti dişleriyle kavrayarak ısırmaya başladı. Alışıktı… Bir acısını başka acısıyla kapatmaya alışıktı. Yıllardır içine akıttığı gözyaşlarını bugün de içine akıttı. Arya, dolan gözlerini takvimden ayırmayarak sessizce sayıklamaya başladı “Ağlamamalıyım… Ağlamamalıyım…” Kimileri acısını dışarıya atarak etrafı yakardı. Kimisi de içine atarak kendini… Arya, dişleriyle kavradığı etini yavaşça serbest bıraktı. Yanağındaki ağrıyan yer uyuşmaya başladı ama acısı hâlâ dinmiş değildi. Boğazında hissetmeye başladığı yumru, yutkunmasına engel oluyordu. “Mat!” Arya, işittiği sesle birlikte bakışlarını takvimden alarak önünde duran ahşap satranç tahtasına baktı. Dağınık biçimde duran piyonlarda gözlerini gezdiren genç kız, kaybettiğini fark etti. Arya kaybettiğine pek de üzülmemişti, zaten hayat ona çoktan mat çekmişti. Arya, bakışlarını satranç tahtasından çekerek karşısında oturan rakibine baktı. Teyzesi, kazanmanın verdiği hazla mutlu olmak yerine düşünceli gözlerle Aryaya bakıyordu. Genç kız, teyzesinin bakışlarını fark etmişti ama bozuntuya vermemek için yüzüne zoraki bir gülümseme kondurarak “Tebrikler.” dedi. Teyzesi, Aryanın tebriğine tepki vermeden Aryaya uzun uzun bakmaya devam etti. Düşünceli bir ses tonuyla “Neyin var?” diye sordu. Arya, bakışlarını teyzesinden çekerek, teyzesinin arkasındaki duvarda asılı duran takvime baktı. Derin bir iç çekerek “27 Kasım…” dedi. Teyzesi, Aryanın ne demek istediğini hemen anlamıştı. Teyzesi ağzını açacağı sırada Arya “Yarın Türkiye’ye gideceğim. Her şeyi ayarladım.” dedi. Bir anda bunları söylemesine hem kendisi hem de teyzesi şaşırmıştı. Arya her yıl 27 Kasım’da Türkiye’ye gitmek istediğini ve ailesinin intikamını almak istediğini söyleyip duruyordu. Odayı ölüm sessizliği sarmıştı. Arya sessizliğe dayanamayarak “Bir şey demeyecek misin?” diye sordu. Aryanın içi içini yiyiyordu. 24 yaşına kadar hep teyzesi onu durdurmuştu. Bugün de durdurmasından korkuyordu. Herkese sesini yükseltebilen genç kız, teyzesinin sözünden çıkmamaya çalışıyordu. Ona vefa borcu vardı. İstese giderdi ama onu büyütüp bu yaşına getiren teyzesini hiçe saymak istemiyordu. Arya, odadaki sessizliğe daha fazla dayanamayarak tekrar “Bir şey demeyecek misin?” diye sordu. Teyzesi, bakışlarını Aryadan bir an bile ayırmadan “Sen kararını vermişsin.” dedi. Genç kız, teyzesinin bu tavrına üzülüyordu. Zaten bu cevabı vereceğini bile tahmin etmişti. Ama yine de denedi. Arya, daraldığı için oturduğu siyah renkteki deri koltuktan kalkarak pencereye doğru ilerledi. Pencerenin kolunu çevirerek pencereyi açtı. Rüzgâr tüm şiddetiyle yüzüne çarparken Arya, bahçede yaprakları sararmış ağaçlara baktı. Arya gözlerini kapatarak rüzgârın uğultulu sesini dinledi. Arya derin bir iç çekti, ardından çektiği nefesi yavaşça serbest bıraktı. Dışarıyı seyretmeye devam ederken “Bana söz vermiştin… Bana her zaman yanımda olacağına dair söz vermiştin.” dedi. Teyzesi, koltuktan kalkarak yavaş yavaş Aryanın yanına doğru yürüdü. Arya, duyduğu topuklu ayakkabı sesinden dolayı teyzesinin yaklaştığını anladı. Teyzesinin arkasında durduğunu bilmesine rağmen arkasına dönüp bakmadı, bahçeyi izlemeyi sürdürdü. Teyzesi, Aryanın yanında yerini alarak sağ elini Aryanın omzuna attı. Sakin bir ses tonuyla “Gidebilirsin.” dediğinde Arya başını teyzesine doğru çevirdi ve göz göze geldiler. Arya, teyzesinin kahverengi gözlerine derinlemesine baktı. Teyzesinin yüz ifadesinde şaka yoktu. Gerçekten de gitmesine karşı gelmemişti. Aryanın kalbinde tuhaf bir his vardı. Bu hissi biliyordu. Bu his mutluluktu ve onu mutlu eden şey: İNTİKAMDI. Teyzesi e…