ihale

---

Yazar:

ihale – 𝘈𝘺𝘴̧𝘦 °𓇼🌊⋆🐚🫧 kitap kapağı
ihale – 𝘈𝘺𝘴̧𝘦 °𓇼🌊⋆🐚🫧 kitap kapağı

Bölüm görselleri

ihale - --- bölüm görseli 1
ihale - --- bölüm görseli 1
ihale - --- bölüm görseli 2
ihale - --- bölüm görseli 2

Şehrin ışıkları, gecenin tenine sessizce sürtünüyordu. Sokağın köşesindeki o restoran, her zamanki kalabalığından uzaktı; loş sarı ışıklar, içeride oturan insanların yüzlerinde istemsiz sırlar bırakıyordu. İlkay kapıdan içeri girdiğinde, adımları sakin ama kararlıydı. Bugün hiçbir şeyden kaçmıyordu. Ne geçmişten… ne de o karanlık, bağımlılık yaratan bakıştan. Geceye uygun sade bir elbise seçmişti gösterişsiz ama görmezden gelinemeyecek kadar net. Saçlarını topladı, tek bir nefes bıraktı. Sonra cam kenarındaki masaya yerleşti: Yalnız, huzurlu, kontrolü elinde. Garson menüyü uzattı, o ise sadece: "Şarap," dedi. "Ağır olsun. Tadını unutmak istemediğim bir şey." Mekânın en üst katında ise başka bir dünya vardı kahkahaların, bilardo toplarının çarpışmasının, erkek meydan okumalarının dünyası. Orası Yasef’in alanıydı. Ve o gece, tam da aynı binanın merdivenlerinden aşağı iniyordu. Elinde bilardo çubuğu, yüzünde baştan savma bir özgüven kafasını dağıtmak için gelmişti o kadar. Ama bir anlık merakla aşağıya bakan gözleri sokak ışığıyla parlayan cama takıldı. Sonra o gördü. Beni. Sade. Sessiz. Yalnız. Ve parlıyor. Zaman bir saniye durdu. Adam nefes bile vermeden, gözlerini kısmakla yetindi. Düşündüğü tek şey: "Bu şehirde nereye kaçarsam, sen hep en görünmez yerden önüme çıkıyorsun." Arkadaşlarının sesi, bilardonun çat sesi, gürültü hiçbiri ona ulaşmadı. Çünkü aşağıdaki masada oturan kadın, yavaşça kadehini kaldırıp dudaklarına götürdü. Ve Yasef o an fark etti İlkay kaçmıyordu. İlkay yaşıyordu. Ondan bağımsız. Bu, Yasef’in hiç hazırlıklı olmadığı tek darbeydi. Ve o bilardo çubuğunu avucunda biraz daha sıktı. Aşağı inmeye karar verdi. Ama öfkeyle değil. Merakla değil. Tecrübeyle değil. Sahiplenmeye benzeyen o uğursuz sessizlikle. Yasef merdivenlerin son basamağında durdu. Bir elinde bilardo çubuğu, diğer elini pantolon cebine sıkıştırmış… Sanki acele etmiyormuş gibi. Sanki aşağıdaki kadın onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi. Ama gözleri? Çivi gibi İlkay’a saplanmıştı. İlkay, sokağa bakan camın önünde şarabını çevirip rengine bakan, başını hafif yana yatırarak düşüncelere dalan o sakin tavrıyla tam olarak "Ben iyiyim. Tek başıma da iyiyim," diyordu. Ve bu, Yasef’in içindeki kıskançlığı yavaşça ateşliyordu. Kendi kendine fısıldadı "Yalnız yemek yemek sana mı yakıştı? Benim masamdan kalkıp buraya mı sığındın?" Sonra gözleri, masaya gelen ikinci kadehe takıldı. Garson bir şey söyledi İlkay hafifçe gülümsedi yumuşak, doğal, rahat. O gülümseme Yasef’in kaşını hafifçe kaldırdı. "Demek iyi akşam geçiriyorsun. Ben olmadan da" Dudakları gerildi, bilardo çubuğunu parmaklarıyla yavaşça döndürdü. Arkadaşlarından biri yukarıdan seslendi "Yasef? Geliyor musun, yeniden sıra sende!" Adam cevap bile vermedi. Sadece İlkay’dan gözünü ayırmadan: "Birazdan." Şimdi İlkay’ın eli telefona gitti. Biriyle mesajlaşıyordu. Çenesinin kenarında beliren o hafif tebessüm… Yasef’in sabrını bıçak gibi çizdi. "Kimle yazışıyorsun? Kim seni böyle güldürüyor?" Kıskançlık yükselecek kadar güçlüydü ama dışarıdan bakıldığında hâlâ soğuktu. Bir gözlemci. Bir avcı. Sadece doğru anı bekleyen bir karanlık. İlkay kadehinden bir yudum daha aldı. Boynu geriye yaslandı, saçlarından birkaç tutamı omzuna düştü. Hiç çaba göstermeden dikkat çekiyordu. Ve tam o noktada Yasef karar verdi Artık izlemek yetmiyordu. Bilardo çubuğunu duvara yasladı, ceketinin düzeltisini yaptı. Adımlarını ölçülü aldı acele değil, geç kalmışlık değil hesap sorma yürüyüşü. Masanın yanına geldiğinde konuşmadı hemen. Önce sessizce durdu. Elini masanın kenarına koydu. Sonra o buz gibi sakinlikle "Burada yalnız olman, bu kadar mı hoşuna gidiyor?" Başımı çevirmeden kadehimi masaya bıraktım. Sanki o ses ona hiç ait değilmiş gibi hiçbir tepki, hiçbir şaşkınlık yoktu. Sonra yavaşça yüzünü ona döndüm. Bakışlarımda ne yumuşaklık vardı ne öfke sadece kontrol. "Hoşuma gidiyor mu?" dedim. Sesinde buz gibi bir alay. "Kesinlikle evet. Sessiz, sakin ve kimse karışmıyor." Yasef çenesini hafifçe sıktı. Masaya eğilmedi, yaklaşmadı uzak,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku