---
Yazar: 𝘈𝘺𝘴̧𝘦 °𓇼🌊⋆🐚🫧

Bir an nefesim kesildi. "Söylediğin şey... ne?" dedim kısık bir sesle. Adam içkisinden bir yudum daha aldı, gözlerini benden ayırmadan. "İlkay," diye tekrarladı. Sanki adımdan zevk alıyormuş gibi ağır çekim söyledi. Gözlerimi kıstım. "Bana söylemediğim bir şeyi nereden biliyorsun?" Kalın kaşlarının arasındaki çizgi hafifçe belirginleşti. "İhalesine girdiğim biri hakkında bilgi toplamak kadar doğal ne olabilir?" Kendime hakim olamayarak güldüm alaycı bir şekilde. "Uğraşacak başka insan bulamadın demek?" Başını eğip dudak kenarından küçük bir sırıtış saldı. "Sen ilgimi çektin." "İlgini çekmeseydim? Kafanı çevirip geçicektin, öyle mi?" Bedenime doğru biraz daha yaklaştı, dizlerinin üzerinde duran bacaklarımı hafifçe kendine çekti. "Çekmezdim," dedi düşük bir sesle. "İlk gördüğüm anda ilgimi çekmiştin zaten. Ama adını öğrenince bu... başka bir şeye dönüştü." "Elini nereme sokup neye dönüştürdün acaba?" dedim dişlerimin arasından. Gözleri karardı. "Mizah iyi savunma mekanizması... ama işe yaramıyor." Elindeki bardağı sehpanın üzerine koydu. Benimle arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Parmakları bacağımın üzerinde yükselerek kalçama kadar geldi. O anda bile bir cevap alma ihtiyacıyla sordum: "Benden ne istiyorsun?" Gözlerini gözlerime dikti. Sanki saniyeler boyunca ruhumu okudu. Sonra dudaklarından çıkan tek kelimeyle tüylerimi diken diken etti: "Her şeyini." Hemen ardından parmakları bacağımda biraz daha yukarı kaydı. Yutkundum. "Ben senin hiçbir şeyin değilim," dedim kıpırdanırken. "Henüz." O sırada cebinden telefonunun titremesi duyuldu. Ekrana baktı ve yüzündeki ifade bir anda sertleşti. Sanki beni tamamen unuttu, başka bir adam kesildi. Ayağa kalktı. "Hiçbir yere gitme." "Zaten kapıları kilitledin, nereye gideyim?" dedim ters bir sesle. Cevap bile vermeden uzaklaştı, telefonla konuşurken ses tonundan belli bir gerginlik yükseliyordu. Ben kanepeye yaslanmış onu izlerken tek bir soru beynimi dürtüp duruyordu: Adımı nasıl öğrendi? Ve neden bu kadar takmıştı? Kapının önünde durup telefonu kapattığında bana döndü. "İlkay." Bu defa isim bir uyarı gibiydi. "N'olmuş adıma?" "Misafir geliyor," dedi karanlık bir sesle. "Ve seni görmemesi gerekiyor." O an kalbim hızlandı. Kalkmaya çalıştım ama o anında yanımda bitti. "Bir yere saklanacaksın," dedi sesi tehditkârlaşarak. "Ve çıtırtı bile duymayacağım." "Ben bir eşya değilim." "Benim olduğun sürece... işime karışma." "BEN SENİN-" Elini ağzıma kapadı. Parmakları yine o lanet yüzüklerden birine dokunmuştu. Fısıldadı: "Sus. Adam tehlikeli biri. Seni görürse... benim için sorun olur." "Senin için mi?" dedim gözlerimi büyüterek. "Benim için değil yani?" Gözleri bir an parladı. "Sen benim sorunum değilsin," dedi sertçe. "Sen... benim kararım'sın." Ve beni kolumdan tutup yan odaya doğru çekti. Beni kolumdan tuttuğu gibi yan odaya çekti. Adımlarım hızına yetişemiyor, kolumdaki baskısı canımı acıtıyordu. "Bırak-" dedim ama sözümü bitiremeden kapının yanındaki dar aralığa itti beni. Gardırop ile duvar arasında, nefes aldığım yer bile sınırlıydı. Yüzüme eğildi. Nefesi tenime çarptı. "Buradan çıkmayacaksın," dedi. Sesi... önceki o çekici tondan çok daha keskin, çok daha buyurgandı. "Emir verme bana," diye fısıldadım. "Emir değil," dedi, gözleri gözlerime kilitli. "Uyarı." Koridordan kapının açılma sesi geldi. Adamın bakışları bir anlığına kapıya kaydı, sonra tekrar bana döndü. Aramızdaki mesafe yok denecek kadardı. "Burada kalmazsan başın belaya girer. Ve seni kollayacak kimse olmaz." "Sen kolluyorsun yani?" dedim alaycı bir sesle. Gözlerinde bir anlık, neredeyse yakıcı bir karanlık belirdi. "Seni kimseye bırakmam," diye fısıldadı. "Düşmanlarıma hiç." Boğazım kurudu. Onun böyle konuşması... ciddiyetinin ağırlığı... içimde bir şeyleri yerinden oynatmıştı. Kapıdan içeri giren adamın ayak sesleri yaklaştıkça nefesimi tuttum. O ise sakladığı yere, yani benim karşımda duran duvara yaslandı; kolunu kapıya doğru uzatıp, gelen kişiyi karşılar gibi durdu. Beni kapatmıyordu ama görünmez kılıyordu. Artık s…