İÇİMİZDEKİ HAİN; "MAZHAR"

[1] “İsimler Sahte, Bakışlar Değil”

Yazar:

İÇİMİZDEKİ HAİN; "MAZHAR" - A.P. kitap kapağı
İÇİMİZDEKİ HAİN; "MAZHAR" kitap kapağı

Sis, sahilin kıyısına ince ince çökmüş, kederli bir hayalet gibi sürükleniyordu. Dalga sesleri, uzaklarda, yıpranmış bir yük iskelesinin sessizliğinde yankılanıyor, denizin kırık ve soğuk yüzü karanlıkla bütünleşiyordu. Kıyıya çok uzak, terkedilmiş ve kaderine terk edilmiş bu iskelenin üzerinde, altı adam sessizce, gurultusuzca metal kasaları indiriyor, hareketleriyle geceye sadakatle bağlı kalıyordu. Atmosfer, korkusuz ve gizemliydi; adrenalin ve tehlike kokusu havayı dolduruyordu. Aras, siyah montunun yakasını özenle kaldırıp yüzüne çekiyor; maske gibi sırtını saran ifadesi, hem soğukkanlı hem de uzak bir duruş sergiliyordu. Bu gece, sahte kimliğiyle katıldığı ikinci kaçak teslimatıydı. İlkinde kimse fark etmemişti, ama bu gece farklıydı. Derin, yani mazhar, durmaksızın ve sessizce yapmaya alışkın olduğu işi yaparken, ayak sesleriyle sesini bölüyor, tok ve kendinden emin adımlar sahile hükmediyordu. Ay ışığı, hafifçe parıldayan denizi ve gökyüzündeki iki parlak yıldıza yansıyordu. Karanlıkta, uzun ve atletik siluetiyle, yüzü hafifçe kirli sakallı ve uzun, geriye taranmış saçlarıyla, Derin Arıboğan duruyor. Gözleri buz mavisi, derinliklerinde soğuk ve hesapçı bir zeka saklı. Elleri, gömlek ceplerinde, sigara yakarken hareket ediyor; hafif bir hareket bile etkileşimlerin sessizliğine anlam katıyordu. Sigara dumanı, geceyi delercesine yükseliyor ve rüzgarla uzaklara dağılırken, ortamda bir gerilim kaydı. Adamlar, kasaları yere indirirken hemen toparlanıyor; Derin yavaşça, ama güçle kasalara doğru bir adım atıyor. Aras, hareketlerini dikkatle izliyor, uyarı olabilecek her detayın farkında. Arka planda, ay ışığıyla aydınlanan deniz, her an bir şey olacağına işaret ediyordu. Derin, kasalara bakıyor. Hiçbir kelime dökülmüyor, sadece gözler ve duruşuyla iletişim kuruyorlar. Bir an durup, Aras’la göz göze geliyorlar. Derin’in yüzündeki o derin ve anlamlı bakış, buz gibi ve tehlikeli bir sessizlik taşıyor. Derin bir adım atıyor, elini cebine sokuyor, sigarasını oynatıyor ve hafifçe, ölçülü bir tonda konuşuyor: "Yeni olan sensin, değil mi?" Ses tonu, tok ve sakin, ama altında derin bir yorgunluk saklı. Bir an duraksıyor, sonra ekliyor: "İsmim Mazhar değil mi senin?" Aras’ın yüzünde hafif bir aldırmazlık, ama gözleri sert ve dikkatli. Cevap veriyor: „Mazhar... fazla saf ve temizsin.“ Derin, bir adım daha yaklaşırken, Aras nabzını tutar gibi dikkatle izliyor. Derin, çakmağını kapatıp sigarasını oynuyor ve yavaşça gözleriyle Aras’ınkine kitleniyor: „Bu işte iki türlü adam olur. Birincisi, pisliğe batmış ve artık hissizleşmiş olanlar. İkincisi, henüz kirlenmemiş olanlar… Ama dikkat çekerler. Sen ikincisindensin.“ Aras dudaklarını hafifçe kıpırdatıyor, ama söz edemiyor. Nefesi, hafifçe yüzeyde gezinirken, sabit duran ve gözlerle iletişim kuran iki adamın arasında bir gerilim yükseliyor. Derin, yumuşak ama tehditkar bir ses tonuyla devam ediyor: „Beni zorunda değildiniz. Ama merak ettim... İnsan, ne kadar kırılmadan, yalan söylemeden ve gerçek kimliğini unutmadan durabilir? Göreceğiz.“ Aras, bir şey söylemek istercesine dudaklarını kıpırdatıyor, ama Derin hemen dizginliyor. Sırtını dönüp uzaklaşırken, geriye doğru hafifçe sesleniyor: „Mazhar… Gözlerini eğme. Yoksa, seni yanlış anlayabilirim.“ Ve kaybolup gidiyor. Ay, yine konteynerleri aydınlatırken, Aras, orada tek başına kalıyor. Sol eliyle mont cebinden çıkarıp, titreyen parmaklarına bakıyor. Nefesini yavaşça içine çekiyor, ama içten içe, bu ilk bakışmanın ötesinde, savaşın yeni başladığını fark ediyor.

Bölümün tamamını WritePad'de oku