9. 🪖
Yazar: Rabia Kaya

"Bazı tesadüfler, kaderin sessizce attığı düğümlerdir; zamanı geldiğinde çözülür, geçmişin sakladığı gerçeği ortaya çıkarır.” SEZAY KARAKAYA - BARUT TİMİ Karşı taraftan gelen son birkaç silah sesi de kesildiğinde etrafımıza çöken sessizlik, az önceki çatışmanın ne kadar yoğun olduğunu daha fazla hissettirdi. Birkaç saniye boyunca kimse yerinden kıpırdamadı. Herkes karşı hattı kontrol ediyor, yeniden bir hareket olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Telsizden beklediğimiz ses nihayet geldi. “Bölge kontrol altında. Tüm birimler, durum raporu versin.” Celal telsize uzanarak kısa bir rapor verdi. Ardından diğer ekiplerden de benzer cevaplar gelmeye başladı. Birkaç saniye sonra telsizden son cümle duyuldu. “Kırık Halka Operasyonu başarıyla tamamlanmıştır.” Derin bir nefes aldım. Başımı kaldırıp etrafıma baktım. Sefa ayakta duruyor, Deniz silahını kontrol ediyor, Celal telsizi kapatıyordu. Güray ve Hakan birbirlerine bakıp sessizce gülümsediler. Gülay ise her zamanki sakinliğiyle bulunduğu noktadan doğrulmuştu. Fuat’ın kolundaki sıyrık hâlâ kanıyordu ama yüzünde sanki hiçbir şey olmamış gibi bir ifade vardı. “Fuat.” “Efendim komutanım?” “Revire gidiyorsun.” “Komutanım, sadece sıyrık.” “Biliyorum. Yine de gidiyorsun.” Fuat başını eğip gülümsedi. “Emredersiniz.” Sefa hemen araya girdi. “İsterseniz ben de refakat edeyim komutanım. Malum, Fuat yalnız kalırsa yine bir yerini yaralayabilir.” Fuat ona ters ters baktı. “Sen önce kendi ayağının nereye bastığına bak.” Güray’ın kahkahası yükseldi. Çatışmanın ağırlığından sıyrılıp ilk kez gerçekten gülümseyebildim. Hepimiz yorgunduk ama ne olursa olsun hayattaydık. Önemki olan buydu ve görev tamamlanmıştı. Araçlara yerleştiğimizde üzerimizdeki gerginlik yavaş yavaş dağıldı. Motorun sesi ve yolun sarsıntısı arasında ilk birkaç dakika kimse konuşmadı. Herkes kendi yorgunluğuna çekilmişti. Sonra Hakan başını koltuğa yaslayıp derin bir nefes verdi. “Ben eve gidince üç gün uyuyacağım.” Gülay hemen ona döndü. “Üç gün mü? Senin horlamanı üç gün kim çekecek?” “Karım.” “Allah kadına sabır versin.” Araçta kahkahalar yükseldi. Hakan eliyle Gülay’ı susturmaya çalıştı. “Sen konuşma. Geçen izinde annenin yaptığı börekleri tek başına bitirmişsin.” Gülay omuz silkti. “Ne yapayım? Özledim.” Deniz başını koltuğa yaslayıp gülümsedi. “Ben en çok annemin çorbasını özledim.” Sefa’nın yüzünde bir anlık buruk bir gülümseme belirdi. Hiçbir şey söylemedi. Onun bu sessizliğini hepimiz biliyorduk. Bazı özlemlerin adı konulmaz, bazı insanların yokluğu ise konuşulmadan da anlaşılırdı. Konuyu değiştirmek istercesine Güray araya girdi. “Ben arabamı özledim.” Deniz kahkahayı patlattı. “Sen arabana değil, arabana binip kız tavlamaya özlemişsindir, puşt.” “Ulan sen de her şeyi biliyorsun!” “Bilmez miyim? Geçen izinde iki gün arabadan inmediğini hepimiz biliyoruz.” “İşine bak sen.” Araç yeniden kahkahalara boğuldu. Ben de koltuğuma yaslanıp onları dinlerken yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. Savaşın, görevlerin ve üzerimize çöken sorumluluğun arasında böyle anlara ihtiyacımız vardı. Çünkü insan bazen hayatta kalmak kadar, hayatı hatırlamaya da ihtiyaç duyuyordu. Gözlerim bir süre sessizce camdan dışarı bakan Sarp’a kaydı. Diğerlerinden daha sessizdi. Yol boyunca fazla konuşmamış, yalnızca arada bir arkadaşlarımızın şakalarına belli belirsiz gülümsemişti. “Sen neyi özledin, Sarp?” Başını bana çevirdi. “Ben mi, komutanım?” “Evet. Herkes bir şey söyledi.” Kısa bir süre düşündü. “Evimi özledim.” “Antalya’da mı evin?” Başını salladı. “Evet.” “Antalyalı mısın?” Bu kez hafifçe gülümsedi. “Hayır. Doğduğum yer Manisa.” Bir anlığına bakışlarım yüzünde takılı kaldı. Manisa. İçimde bir şey sessizce kıpırdadı. Mehmet'te Manisa doğumluydu. Tek kaşım havaya kalktı. İkinci kez aynı tesadüfle karşılaşmış olmanın şaşkınlığı bir anlığına içimde belirip kayboldu. Belli etmemek için bakışlarımı yeniden yola çevirdim. “Sonradan Antalya’ya mı yerleştiniz?” “Evet. Evim orada. Uzun zamandır Antalya’da yaşıyorum.” “Anladım.” Sadece bu kadarını söyleye…