3📃
Yazar: Rabia Kaya

“Senin tarafından sevilmenin kaç savaşta bana zırh olduğunu bilemezsin…” …İkbal Karakaya’dan… Küçük hastalarımın sırayla kontrollerini yapıp gönderdiğimde, artık sonunda derin bir nefes alabildim. Sağ tarafımda duran spor ayakkabılarımla bakıştığım esnada ne kadar eskidiğini fark ettim. Şu ayağımdaki Crocs terliğim bile bunca zaman hâlâ benimle kalmaya devam edebiliyordu. Güne pozitif başlamanın etkisi hâlâ üzerimdeyken, oturduğum yerden doğrulup ayağa kalktım. Elimdeki telefonumdan sosyal medyaya göz atarken, teyzemin kızı Hilal’in nişan için davetiye görselini attığı hikâye durumundan öğrenmiştim. Ne vasat bir durum ama… Akraba değil, kuyruklu yılan sanki… Aile büyükleri arasında, dedem öldükten sonra yaşanan klasik tarla kavgası yüzünden herkes birbirine dargındı. Ekranı kaydırıp görmemezlikten gelmeye çalışarak keyfimi bozmamaya özen gösterdim. Telefonumun ekranını kapatıp önlüğümün cebine attım ve odadan çıktım. Sakin ve emin adımlarla koridorda ilerlemeye devam ettim. Koridordaki bu sessizliği dolduran tek şey, aniden çalan telefonumun zil sesi oldu. Cebimden çıkardığım telefonumun ekranına baktığımda arayan Sevda’ydı. En son birlikte gittiğimiz piknikten beri hiç görüşme fırsatımız olmamıştı. Çok bekletmeden çalan aramayı açtım. "Alo, merhaba İkbalciğim." "Selam tatlım, nasılsın? Bayadır sesini duyamıyoruz. Bir gün izin gününüzü ortak ayarlayın da biz evde bir akşam yemeği yiyelim." “Ben de tam bundan bahsetmek için aramıştım.” İkimiz de aynı anda kıkır kıkır gülerken, kendini toparlayıp sözlerine devam etti. “Malûm, Sezay göreve gidecek ya hani… O yüzden hep beraber bizim bahçede bir barbekü gecesi ayarlayalım.” Duyduğum cümlenin etkisiyle gözlerim doldu. Ağlamamak için çıktığım merdivenlerde duraksayıp göz pınarlarımdaki yaşları sildim, dik durmaya çalıştım. Sevda bir şeyler anlatmaya devam edince ona odaklandım. “Sezay’a tavuk yemiyor diye köfte aldık. Her şey hazır.” “Olur tabii, geliriz. Bugün işim erken bitiyor, ayarlamaya çalışacağım.” Sevda ve Mehmet, her zaman plan yaparken yanlarındaki insanların neyi sevip sevmediklerine özen ve dikkat göstererek hareket ederlerdi. Sezay’ın gitme düşüncesi zihnimde yoğun bir karmaşa yaratmışken, olduğum yerde afalladım. Koridorun sonuna doğru ilerlerken tam Salim Bey’e selam vermek için elimi kaldıracaktım ama beni hiç fark etmedi. ⸻ Kendisi KBB (Kulak Burun Boğaz) bölümünde doktordu. Bir keresinde oğlu Atakan Efe hastalandığında, gecenin yarısı onunla ilgilenip ilaçlarını içirmiştim. Eşiyle yaşadığı boşanma davası sonrası Atakan Efe, kimi zaman annesinde, kimi zaman ise onunla birlikte yaşıyordu. Karnımı okşayıp benim de doğacak olan bebeğimin acaba kime benzeyeceğini düşündüm. Ah o gözleri… İnşallah babası gibi gökyüzü mavisi bir tonda olurdu. Hırçınlığını ve babasını delirtme huyunu da benden alırsa, dehşet olabilirdi. Akşam karanlığı çökerken elimdeki kahvemin son yudumunu bitirip masamın altındaki siyah çöp kutusuna attım. Beyaz önlüğümü üzerimden çıkarıp odamın içinde bulunan dolabıma astım. Dolabın kapaklarını kapatıp kilitledim. Crocs terliklerimi çıkarıp, asıl işe geldiğimde giydiğim ayakkabılarımı giyindim. Yorgunluktan her yerim ağrıyordu. Küçük hastalarımla ilgilenmeyi ne kadar sevsem de bazıları çığlıklarıyla beni zihnen yoruyordu. Akşama doğru son birkaç hastamı da gönderdiğimde derin bir nefes alarak odamdan çıktım. “İkbal!” Sesin geldiği yöne bakmak için kafamı arkaya doğru çevirdim. Seslenen Gülsüm Hanım’dı. El sallayıp yanına birkaç adımda ulaştım ve tam karşısında durdum. Tebessümle gözlerinin içine baktığımda o da bana gülümsedi. “Efendim canım?” “Çıkışta Hasan, ben ve Hira yemeğe ve bowling oynamaya gidecektik. Sen de gelmek istersen diye sormak istedim.” Tebessümümü hiç bozmadan maalesef gelemeyecek olduğumu ona bildirdim. “Teşekkür ederim canım ama bugün eşimle arkadaşımızın evine davetliyiz. Başka sefere inşallah.” Kibarca, onaylar anlamda başını salladı. Yüzündeki gülümsemesi solmadan, kararıma saygı duyan bir bakış attı. “Olur tabii, hiç sorun değil…