17. 🪖📑
Yazar: Rabia Kaya

"En ağır vedalar, sessizce yapılanlardır." SEZAY KARAKAYA - HATAY Sabah uyandığımda elimi yatağın diğer tarafına uzatıp boş kalan yeri yokladım. İkbal çoktan hastaneye gitmişti. Dün akşamdan kalan yorgunluğuna rağmen sabah erkenden kalkıp işe yetiştiğini düşününce yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. Son zamanlarda kendini toparlamaya çalıştığını görmek, içimde tarif edemediğim bir huzur bırakıyordu. Kaşınan gözlerimi elimin tersiyle ovalayıp, yataktan doğruldum. Uykulu halde, etrafta telefonumu aradım. Yatak odasında yoktu. Yatağı eski düzenli haline getirdim ve odadan çıktım. Salona doğru yöneldim ve etrafa göz gezdirdim. Televizyon ünitesinin kenarında duran telefonumu şarjdan çıkarttım. Gerekli bir mesaj yoktu. Bir anlığına rahatladım. Tam bugün de çağrılmadık diye düşünürken, "Komutanıım!" diyerek kapıyı tıklatan Deniz evime geldi. Deniz'i daha fazla bekletmeden, kapıyı açtığımda dik durdu ve baş selamı verdi. "Günaydınlar komutanım," diyerek tam içeri girmek için adım attığı an elimi kapının kenarına koydum. "Höst lan beach partisi mi burası dan diye dalmaya çalışıyorsun!," diyerek ufak bir uyarıcı ses tonuyla konuştum. Deniz "Komutanım, bizim tatil sefası da bu kadarmış. Göreve geçeceğiz. Sarp Komutandan duyurusu geldi," dedi. Tek kaşım havaya kalktı ve bir elim belimde diğeri kapının kenarına yaslı halde durdum. "Bu sefer ki yer neresi?" "Hatay Komutanım," dedi Deniz. Deniz birkaç saniye duraksadı ve "Yayladığı, sınır hattı" dedi. Derin bir nefes aldım. “Ne kadar süremiz var?” Deniz, duruşunu bozmadan ifadesini koruyarak “Toplanmamız için çok az zamanımız var komutanım. Tim diğer tarafta hazırlanıyor," dedi. Başımı hafifçe salladım. “Tamam. İçeri geç, ben hazırlanıyorum.” Üzerimi değiştirmek için odaya geçtiğimde ne kadar kısa sürede hazırlanmak zorunda olduğumun farkına vardım. Üniformamı üzerime geçirirken aklımdan geçen ilk şey İkbal oldu. Daha yeni yeni yüzüne yerleşen o küçük gülümsemeleri görmeye başlamışken onu yeniden evde yalnız bırakmak hiç içime sinmiyordu. Ama görev emirdi. Ve ben ne kadar istemesem de gitmek zorundaydım. Silahımı ve gerekli ekipmanlarımı kontrol ettim. Şuan İkbal hastanedeydi. O an yanına gidip alnına bir öpücük kondurmayı düşündüm ama vazgeçtim. Eğer sarılırsak gitmeme izin vermeyeceğini biliyordum. Belki de asıl mesele buydu; ben de onun gözlerine bakarsam gitmek zorlaşacaktı. Böyle ani bir görevde ne kadar süre ayrı kalacağımızı ben bile bilmiyordum. Onu telefonda telaşlandırmak yerine, evden çıkmadan önce küçük bir not bırakmaya karar verdim. Masaya geçtiğimde kâğıda birkaç kelime yazdım. “Mavişin, göreve çıktı. Seni üzmek istemedim. O yüzden yanına gelmemeyi tercih ettim. Döndüğümde ilk görmek istediğim kişi yine sen olacaksın. Kendine dikkat et. Seni seviyorum.” Kalemi bıraktım. Kâğıdı, eve geldiğinde mutlaka göreceği bir yere koyduktan sonra son kez etrafa baktım. Sonra Deniz’e döndüm. “Haydi. Çocukları bekletmeyelim.” Peşpeşe bahçeden dolanıp dışarı çıktığımızda Deniz'in yanında ilerleyerek araca doğru yürüdüm. Herkes tam kadro buradaydı. Eksikliği kapatmak için Deniz ve ben de araca bindim. Geçen birkaç saatin ardından nihayet Hatay topraklarına adım attım. Herkes kendi ekipmanının başında, son kontrollerini yapıyordu. Araç yavaşlayıp durduğunda herkes ne yapacağını biliyordu. Kapılar açıldı, Barut Timi sırayla araçtan indi. Sarp Efe de diğerlerinin ardından yerini aldı. Gülay tüfeğinin son kontrolünü yaptıktan sonra ayağa kalktı. “Ben hazırım komutanım,” dedi sakin bir sesle. “Ben de hazırım,” diye karşılık verdi Celal. Ekipmanını omzuna yerleştirirken bana kısa bir bakış attı. Tam o sırada Deniz’in sesi duyuldu. “Güray, sen o çantaya ne doldurdun öyle? Operasyona mı gidiyoruz, taşınmaya mı?” Güray çantasına baktı, ardından Deniz’e dönüp hiç bozulmadan gülümsedi. “Ne olur ne olmaz. Her ihtimali düşünmek lazım.” Deniz kısa bir kahkaha attı. “Senin düşündüğün her ihtimal bizim sırtımıza yük olarak dönüyor zaten.” Hakan da konuşmaya dahil olup Güray’ın çantasına baktı. “Bırak adam…