14 🪖🩺
Yazar: Rabia Kaya

“Bazı cümleler vardır; insan onları sustukça değil, içinde taşıdıkça ağırlaşır.” İKBAL KARAKAYA- "Hayatım kahvaltı hazır," diyerek kulağına sessizce fısıldadım. Yarı uykulu sersem haliyle gözlerini hafif aralayarak maviş gözleriyle baktı. "İkbal'im." "Hmm" dercesine kısık bir mırıldanma sesi çıkardım. Salık bıraktığım açık saçlarımı tam arkaya doğru elimle iteceğim esnada bir şey söyleyecek gibi baktı. "Eğil." Tek bir komutuyla, dediğini yaptım ve usulca onun bedenine doğru eğildim. Ne istediğini anlamaya çalışır gibi bakış attım. Saçlarımın kokusunu içine çekerek kokladı, sonra derin bir nefes verdi. "Kendime gelip, ayılmam için kokunun şart olduğu kesin." Tam bir şey diyeceğim esnada sözlerine devam ederek ekleme yaptı. "Sensiz kaç gece kokunu almadığım bir yastıkta, uykusuz kalmayı diledim inan saymayı unuttum." Tişörtünü giymeden uyuduğu için, çıplak duran omuzlarına hafifçe vurup güldüm. "Hadi hadi!" Yatak odasından çıkıp, mutfağa doğru yöneldim. Koridordaki yeni yaptırdığımız aynalı köşede duran minik biblolardan biri yere düşmüştü. Saçımı kulağımın arkasına iteleyip, yere hafifçe eğildim. "Allah Allah! bu nasıl düştü de ben görmedim," diyerek sinirlendim. Tam kırıkları avuç içime koyarak topladığım anda Sezay ani hamleyle kırılan parçaları avcumdan aldı. "Çağırsana beni, gelmişsin sessiz sessiz topluyorsun!" Diz çöktüğüm yerden doğrulup, ayağa kalktığım esnada can parçası ayak parmak ucuma battı. Aniden acıyla bağırdım. Sezay, endişeli bir halde önce kırık cam parçalarını topladığı bezi, kenara usulca bıraktı. Beni kucağına alarak, salondaki L koltuğun üzerine bırakacağı anda omzuna vurdum. "Koltuğu yeni temizlettirdim, burası olmaz! Ayağımda kan lekesi varsa koltuğa değer!," dediğimde Sezay önce güldü, sonra umursamadan yine aynı yere bıraktı. "Kendini düşün biraz," diyerek çatık kaşlarıyla gözlerime baktı. Okyanus dalgasına çarpıp, dengemi altüst edercesine her baktığımda aşık oluyordum. Dikkatli bir şekilde getirdiği pamuk, yarabandı ve pansuman için gerekli eşyaları çantadan çıkardı. "Sezay, canım iyiyim. Korkmana gerek yok." Hiç umursamadan yarayı temizleyip, yavaşça yarabandını bana göre ufacık, ama Sezay'a göre kocaman bir sorun gibi görünen yere yapıştırdı. Şimdi içi rahat etmiş bir yüz ifadesiyle, gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Gülümsedim. Yanağına ufak bir öpücük bırakarak teşekkürümü sessizce ilettim. Boynuna doğru eğilip, hatrı kalmasın diye bir öpücükte oraya kondurdum. Ayağım sanki alçılıymış gibi davranan Sezay, beni öylece mutfağımızdaki sandalyeye oturttu. Hamaratlığını göstermek istercesine yumurtaları kırarken, muzipçe dönüp bana güldü. Pankek yapımı için neredeyse tüm tarifi anlatan bendim ama, o tek başına yapmış gibi bir edayla gülüyordu. Onunla mutfakta keyifli anlar yaşamayı öylesine özlemiştim ki... Hem de fazlasıyla çok... Sırtının sol köşesindeki dikiş izlerini her gördüğümde canımı yakıyordu. Ama bütün yaralarının sebebini bilsem de onu hiç öğrenemezdim. Merakımı içime attım. Ve sonunda hazırlığı biten pankeklerden birinin üzerine çikolata sürüp tadına baktım. Daha aldığım ilk ısırıkta büyülenmiş gibi gözlerimi kocaman açtım ve neşeyle yüzüne baktım. Sezay ise benim aksime bıçaktan kalan çikolata fazlalığını parmaklarına da bulaştırmıştı. Ağzımdaki lokmayı yutmaya çalışırken gülmemek için kendimi zor tuttum. "Komutan bey, o ellerinizin hali nedir?" dedim gülerek. Sağındaki duran peçeteyle elini temizlerken suratıma baktı. "Valla hanımefendi, senin karşında olunca... silahı bile sağlam kavrayan ellerimiz ne hallere girebilir, görüyorsun." Yine romantik olmayı başardın Sezay Karakaya... Bu adam bu işin âlâsıydı ya. Mutfaktaki kirlileri makineye birlikte doldurup hallettik. Evi topladığım esnada Sezay'ın ilk geldiği gece, askeri formasının cebinde bulduğum ultrason kağıdı aklıma geldi. Yokluğunda ona o kadar haksızlık etmişim gibi hissettim. Bencil biri haline nasıl döndüm? Bilmiyorum... Doğmasına çok az zaman kalan, ismini "Umay" diyerek karar verdiğimiz evladımızın kaybı ile birlikte mah…