BÖLÜM 3 / NOT
Yazar: Emre Ulcay

Ceylin ile yaşadıkları gerginlik Ekin’i şaşırtmıştı. Son zamanlarda yaşananlar, Ceylin’in sadece sinirlerini bozmakla kalmamış, onu adeta kendi kurduğu komplo teorilerinin ve kafasının içindeki karanlık düşüncelerin içine sürüklemişti. Ekin, Ceylin’in bu adama bu kadar takıldığını daha önce fark edemediği için kendine öfkeliydi. Ona destek olmaya çalıştığını sanmıştı, ama bugün yaşananlar gerçeği tüm çıplaklığıyla gözlerinin önüne sermişti. Ceylin’in içinde biriken kaygıyı, öfkeyi ve yalnızlığı, ancak şimdi tam anlamıyla görebiliyordu. Kontrolü elinde tutması gereken yerde tutamamış, sabırsızlığı ve öfkesi yüzünden Ceylin’in kalbini istemeden de olsa kırmıştı. O an fark edememişti belki ama, sonrasında olayları kafasında defalarca yeniden yaşarken, yaptığı hatayı acı bir şekilde anlamıştı. Akşam olduğunda işlerini toparlayıp kafeyi kapattıktan sonra önce Ağaç’a uğramak ve tarama işlemini tamamlamak için yola koyuldu. Ceylin ile konuşması ve aralarındaki gerginliği giderdikten sonra aklındaki düşünceleri öğrenmesi lazımdı. Tek başına kaldığında Ceylin’in kendini düşüncelere daha da boğacağını biliyordu. Biraz hava almak için yolu uzatmış ve günlük tarama işlemini hallettikten sonra Ceylin’in oturduğu apartmanın önüne gelmişti. Kapıyı açması için bilekliğinden Ceylin’e çağrı gönderip bir süre bekledi ancak ne kapı açıldı ne de çağrısına dönüş oldu. Tekrar çağrı gönderip bir süre daha bekledi ama herhangi bir değişiklik olmadı. Aralarında her ne geçerse geçsin Ceylin, Ekin’i görmezden gelmezdi. Huyu bu değildi, onu iyi tanıyordu. Kapıyı açmaması ya da çağrısına dönüş yapmaması evde olmadığı ihtimalini aklına getirmişti ancak yukarıya doğru baktığında ışıkların yandığını gördüğü için bu ihtimalde devre dışı kalmıştı. Ne yapacağına karar vermeye çalışırken gerilmiş ve içinden gelen endişe dalgasına teslim olmaya başlamıştı. Retina taramasından geçemeyeceği için notlarını açıp kapı şifresine baktı ve şifreyi tuşlayarak içeriye girdi. Zaman zaman birbirlerini kontrol etmeleri gerekebiliyordu. Bu yüzden Ceylin ile Ekin, birbirlerinin kapı şifrelerini biliyorlardı. Hızla üst kata çıkıp dairenin kapısına ulaştı. Elini kaldırıp kapıyı çalmak üzereydi ki, kapının hafifçe aralık olduğunu fark etti. O an damarlarında dolaşan adrenalin, kalp atışlarını daha da hızlandırdı. İçgüdüleri ona temkinli olması gerektiğini fısıldıyordu. Derin bir nefes aldı ve yavaşça kapıyı iterek araladı. İçeri doğru seslendi ve bulunduğu yerden dikkat kesilerek dinledi. Ne bir ayak sesi ne de başka bir hareket belirtisi vardı. Sessizlik, içinde bir tehdit barındırıyormuş gibi ağırdı. Ekin, içindeki tedirginlikle adımını atıp atmamayı tartarken, havada asılı duran bu sessizliğin altında bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedebiliyordu. Yavaşça içeriye girip ışığı yanan odaya doğru ilerlemeye başladı. İçeri girdiğinde Ceylin’in yerde yattığını gördüğü an korku ve endişe tüm bedenini ele geçirdi. Hemen yanına koşup nabzını kontrol etti. “Ceylin, Ceylin kendine gel.” Bir yandan Ceylin’i kendine getirmeye çalışırken, bir yandan da dikkatle etrafa göz gezdiriyordu. İçeride başka birinin olup olmadığından emin olmak istiyordu. Odanın sessizliğini dinlerken, gözüne yalnızca yere devrilmiş lambader takıldı; başka herhangi bir şüpheli hareket ya da iz yoktu. Bakışlarını tekrar Ceylin’e çevirdiğinde, parmaklarının arasında gevşekçe tuttuğu yarı açık zarfı fark etti. Hızla zarfı alıp kenara koydu, ardından bilekliğine uzanarak şarj seviyesini kontrol etti. Yüzde yirmi üç... Şarjı düşük olabilirdi ama bu kadarı bayılmasına sebep olacak kadar kritik bir seviye değildi. İçinde bir anlık rahatlama hissetti. Hemen ardından, Ceylin’in vücudunu hızlıca kontrol etti; herhangi bir darbe ya da yaralanma emaresi yoktu. Bu da endişesinin biraz olsun hafiflemesine neden oldu. Tüm dikkatini toparlayarak, Ceylin’i kollarına aldı ve yatağına yatırmak için yatak odasına taşıdı. Daha sonra içeriye geri dönüp lambaderi eski konumuna getirdi ve masaya koyduğu zarfı aldı. Elindeki zarfa baktı…