BÖLÜM 8 / KADIN VE DENEY
Yazar: Emre Ulcay

Hayat seçimlerden ibarettir. İki seçenek arasında kaldığımız her an, gideceğimiz yolu kendimiz belirleriz. İyi olanı ya da kötü olanı seçmek, bizim vicdanımıza kalmıştır. Kararımızı verdikten sonra attığımız her adım, kendi sorumluluğumuzdadır. Sonuç her ne olursa olsun insan, yaptığı seçimler ile yüzleşmek zorundadır. Seçimlerinden kaçmak ve inkara başvurmak insanı dipsiz bir kuyuya hapseder. Yüzleşmedikçe özgürlüğe erişemez. Sonsuza kadar ruhunda bir yara olarak kalır insanın. Leyla, gözlerini karanlık bir zindanda açtığında yaptığı seçimlerin sonucu ile yüzleşmeye başlıyordu. Dün gece vücuduna enjekte edilen ilacın etkisi geçmeye başlamıştı artık. Yavaş yavaş beynini uyuşturan puslu tabaka kaybolmaya ve vücudunun her noktasını hissetmeye başlamıştı. Kendine geliyordu. Gözlerini açtığında etrafında var olan karanlık, hakimiyetini yitiriyordu her geçen saniye. Karanlığa alışmaya başladıkça etrafını incelemek ve nerede olduğunu anlamak için zaman tanıdı kendine. İçerisinde bulunduğu yer taş duvarlardan ibaret küçük bir odaydı. Tam arkasındaki duvarda küçücük bir açıklık vardı. Pencere demeye dili varmazdı insanın. Kare şeklinde, içeriye az miktarda ışığın girmesini sağlayan, minik bir açıklık demek daha doğru geldi Leyla’ya. Sanki duvar örülürken pencere için alan bırakmak unutulmuş da sonradan bir çekiç yardımı ile alelacele kırılmış bir oyuk gibiydi. Sağ tarafında bulunan demir kapı ve üzerinde yattığı yataktan başka bir şey ilişmedi gözüne. Demir kapının üzerinde bulunan küçük pencere içeriye dolan ışığın asıl kaynağıydı. Demir parmaklıkların arasından hareler şeklinde sızıyordu karanlığa. Gözleri loş ışığa alıştıkça ve kafasının içindeki bulantı duruldukça, daha rahat nefes alabilir hale gelmişti. Bir odada tutsak olduğunu anlamıştı artık. Mümtaz ile anlaşma yaparken, bir esir gibi tutulacağını tahmin etmeliydi. Bu ihtimali göz ardı ettiği için kızdı kendisine. Kendi ayakları ile tuzağın içine yürümüş ve bu çukura atılmıştı. Bir lağım faresi kadar değersiz hissettirdi bu durum onu. Kendinden başka kimseyi suçlayamaz ya da kızamazdı artık. Bunu öğrenmişti hayattan. Bir suçlu varsa eğer kendisiydi. Sonuçlarını düşünmeden koşa koşa gelmişti Mümtaz’ın ayaklarına. Şimdi gerçekler ile yüzleşme vakti gelmişti. Bundan sonra neler olacağını bekleyip görmekten başka şansı kalmamıştı. Fırsatı varken düşünmediği ihtimalleri düşünme vaktiydi artık. Geç kalmış olsa da artık adımlarını sağlam atacağına dair söz verdi kendisine. Tamamen ayıldığında ve ayağa kalma cesareti bulduğunda yataktan kalktı Leyla. Odanın içini kontrol etti tekrar. Gözünden kaçan bir şey olup olmadığını anlamak istiyordu. İlk gördüklerinden başka bir şey ilişmedi gözüne. Küçük bir odaydı işte. Ne kadar bakarsa baksın, sonucun değişmeyeceğini kavradı. İlacın etkisinden olsa gerek boğazı kupkuruydu. Bir damla su için feryat ediyordu tüm hücreleri. Yatağın ayak ucunda bulunan bir sehpa ilişti gözüne o sırada. Birkaç defa bakmış olsa da sehpanın varlığı dikkatinden kaçmıştı. Üzerinde bulunan sürahi ve bardağı gördü. Bir umutla ulaştı sehpaya ancak ne sürahi doluydu ne de bardak... Sanki aksesuar olarak konulmuşlardı oraya. İçinden küfürler savurarak kapıya yöneldi. Tüm öfkesi ve susuzluğu ile bağırdı dışarıya. “ Kimse yok mu? Mümtaz, su…” Leyla kendisine gelmeye başladığı sırada, masasında işleri ile ilgilenen Aslı, hologramdan takip ettiği odanın içinde başlayan hareketliliği fark etti. Yaptığı işi kenarı bıraktı ve izlemeye başladı görüntüleri. Ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiği kadın, kendine gelebilmek için bir süre yatakta oturmuştu. Görüşü netleşmeye başladığında etrafını incelemiş ve ayağa kalktıktan bir süre sonra sehpanın üzerine koydukları boş sürahiye doğru yönelmişti. Bu kadın önemliydi Mümtaz için, bunun farkındaydı Aslı. Ancak ne önemi olduğunu kavrayamamıştı henüz. Yıllar sonra Fanus’a dışarıdan gelen ilk insandı. Bu durum, kadını daha da ilginç hale getiriyordu Aslı adına. Neden geldiğini ve ne amaca hizmet edeceğini öğrenmek için can atıyordu. Ama…