8. Kırılan Sessizlik
Yazar: Su

Johnny Cash – Hurt Zamanın lekeleri altında, his ler kayboluyor. 8. Bölüm. Sessizlik, karanlığın kendisi kadar insanın içine korku salardı. Tavandan düşen tek bir su damlasının sesi bile bedeni titretmeye, ürpertiyi sarmaşık misali tenin her köşesine sarmaya yeterdi. Kanın sudan farkı yoktu; ikisi de akardı. Biri can verirken, diğeri can alırdı. İlk defa bir gece sessizlikle değil çığlıklarla geçiyordu, Gökalp yapmaması gerek bir şeyi yapmıştı, düşmanını kızını kendi safına çekmiş; onu kaçırmıştı. Herkesin dediği farklıydı ama ortada bir gerçek vardı Gökalp Begüm'ü Yaman'ın cehenneminden almış kendi cehennemine sokmuştu. Masum, yeşil gözler karanlıkta dolaşırken titreyen bedeni soğuktan donmak üzere; elleri yerdeki zeminde acizce ısı arıyordu. Begüm esen rüzgara isyan etmek öfkesi ile rüzgarı ezmek istiyordu. Kapının açılması sonucu ortaya bir ışık yayılmıştı, titreyen elleriyle ayağa kalktı, öfkesi korkusunu geriye atarken gözleri usulca kısıldı kaç saattir karanlığa mahkûm edilmişti bilmiyordu. Işık görüş alanını yok ederken bulanık bir şekilde karşısına gelen adama baktı. "Senden korkmuyorum." diye bağırdı Begüm kollarını yorgun bir şekilde iki yana bırakmıştı. Gökalp ellerini cebine atıp kısık gözlerle Begüm'ü izledi, kumral saçlarının iki yana düşüşünü izledi, gözlerindeki korkuyu görebiliyordu Gökalp. "Kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu Gökalp ifadesiz sesiyle. "Yaman'ın kızıyım ben. Düşmanı mısın sen? Benim için kılını kıpırdatmaz. Beni kullanmaya çalışma." Başını iki yana akan göz yaşları ile salladı. Begüm bu sözleri söylerken o kadar zorlanmıştı ki sanki o değil küçük bir kız çocuğu konuşuyor gibiydi. "Benim kim olduğumu biliyor musun?" "Hayır! Hiç bir şey bildiğim yok... beni öldüreceksen öldür... ama lütfen elini tenime değdirme." Başını yavaşça iki yana sallamaya devam etti. Dudakları titriyordu göz yaşları art arda akıyordu. Gökalp alaycı bir şekilde gülüp başını iki yana salladı, üzerindeki gömleğin yakaları epey açıktı, ellerini göğüsüne sürtüp boğazını sertçe temizledi. "Elimi senin o iğrenç tenine dokunduracağımı mı düşündün, cidden?" Begüm titreyen çenesi ile sessiz kalmayı tercih etti, ellerini bacağına bastırıp başını öne eğdi, saçları ile yüzünü kapatmaya çalıştı, akan yaşlar rimelin göz altlarına resim gibi çizmesine neden oldu. Dudağındaki kırmızı ruj dudağının sağ tarafına yayılmıştı. Ayağındaki topuklu onun o kadar canını acıtıyordu ki ahlar demeye bile korkuyordu. "Senin baban benim cennetlerimi elimden aldı, ben onun çocuklarına karışacak değilim ama onlara Yaman'ın çocukları oldukları için bu dünyayı cehennem edeceğim." Gökalp ciddi bir şekilde konuştu, bir adım atıp Begüm'ün karşısına geçti eğilip Begüm'ün çenesini havaya kaldırıp, "Yaman amcama sürpriz yapalım mı Begüm?" Begüm anlamsız bakışlarla ona bakmak zorunda kaldı gözleri tirtir titrerken gelen ışık Gökalp'in sağ yüzüne sertçe çarpıyor, Begüm kehriban gözlerden öyle bir ürpermişti ki Gökalp'in bunu görmeme imkanı dâhi yoktu. Başını öne eğmek istedi, kendini saklamak istedi ama başını bile oynatmaya cesareti yoktu. Gökalp parmağını Begüm'ün çenesinden çekip, tiksinir gibi gömleğine silmişti. Geri çekilip düşmanının kızına baktı. "Benden ne istiyorsun?" Sesi o kadar sessiz çıkmıştı ki Gökalp eğilip kulağını ona doğru uzatmak zorunda kaldı. "Benden ne istiyorsun?" "Senden babanı istiyorum. Sen benim bir sikime yaramazsın." Bu sözler ağırdı, Gökalp bunları ne kadar kendine yakıştırmasada içindeki öfke ve annesinin aciz çığlıkları zihninde yankı yapıyordu. Begüm ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı, rimeli ellerine bulaşırken Gökalp çatık kaşlar ve sert yüz ifadesiyle ona baktı. "Eğer ki emrim altında ilerlemez isen... seni o cehenneme hatta o Emir'in koynuna kendi ellerimle koyarım." Acımasızlık damarlarındaki kanda dolaşırken, Begüm'ün döktüğü bir göz yaşına bile tahammül edemiyordu. Başını iki yana salladı, "Farkın yok..." dedi sesi korku ve ağlar içinde çıkmıştı. Gökalp ne demek istediğini anlamıştı. "Beni o bu hâle getirdi," dedi…