7. Cehennemin Dokunuşu
Yazar: Su

Melike şahin—Mert Demir Pusulam Rüzgar "Kendimi yediğim yılları bana sor, var mı hevesin? Gidelim buradan, pusulam rüzgâr" 7.Bölüm Yaman'ın bakışları kızına değmişti. Yemek masasında derin bir sessizlik hâkim olmuştu. "Otel açılımına gidiyorsun değil mi?" "Hayır rahatsızım biraz." diye karşılık vermişti Begüm. Almira, "Yarına kadar iyileşmiş olursun tatlım." demişti ses tonuna annelik katmaya çalışıyordu. "Belki bende bulunurum enişte." dedi Mahir elindeki peçete ile ağzını silemeye başladı. "Tabi ki neden olmasın." Yaman Begüm'ün tüm huzurunu kaçırır bir şekilde konuştu. Begüm Mahir'e ters ters bakarken, Yaman Begüm'e gülümser bir bakış atıp. "Toksun galiba, yemeğini yemiyorsun." Begüm başını çekinirce sallayıp, "İzninle baba, odama çıkabilir miyim?" "Tabi ki de babacığım." demişti Yaman yüzünde o sahte ve yalan dolu gülümsemeyi eksik etmeden masadan kalkıp giden kızını izledi. Almira elini Yaman'ın elinin üstüne atıp okşamıştı, "Merak etme, oda ilk defa hayatına birini alıyor hayatım." Yaman sırıtarak başını sallayıp yemeğine devam etmişti. Begüm yorgun ruhuyla merdivenleri çıkarken avucunu sertçe bastırdı sanki avuç içinde caninin kalbi varmışçasına baskı uyguluyordu. Damarlarındaki kandan tiksinir olmuştu Begüm, gözyaşları kirpiklerinde asılı kalmıştı. Odasına girdi üzerindekileri değiştirip eşofman ve siyah sweatshirtünü giydi Begüm. Kumral saçlarını geriye atıp uzun olan cama yaklaştı, camın geniş köşesine oturup dışarıdan azda olsa gözüken denizi izledi. "Bu ateşten kurtulmak istiyorum, başka bir ateşe dâhi razıyım, yeterki bu adamın ızdırabından kurtulayım." Ellerini kalbinin üzerine koyup dizlerini kendine doğru çekip gözlerini kapattı. Kirpiklerinde asılı olan yaşlar usulca akmaya başladı. Alevlerin ortasında kavrulan bir bedeni kim görebilir ki? O, koskoca ormanda yanıp küle dönüşen bir çiçekten farksızdı. Ne sesini duyurabiliyordu ne de yerinden kıpırdayabiliyordu. Sessiz geçen gecenin eşiğinde kapısı açılmıştı, oturduğu yerden kalkıp Yaman Durkan'a baktı. Yaman yüzünde sahte bir tebessüm vardı. Kızına bakıyordu ama o tebessümün altında şeytanın kendisi yatıyordu. Yaman kapıyı kapatıp bir kaç adım Begüm'e doğru atıp yüzünü inceledi. Begüm titrek gözlerle baktı babasına. Yaman gömleğinin kollarını katlayıp bir adım daha atmıştı. "Benim emrim altında yaşıyorsun, ben ne dersem o olacak. Sende buna karşı gelmeyeceksin." Elleri Begüm'ün saçlarına gitti, Begüm bu yakınlıkla başını geriye çekmeye çalıştı. "Emir bundan sonra senin eşin olacak öyle değil mi?" "Baba ben onu." Begüm cümlesini bitiremeden acı içinde inlemişti, Yaman avuç içini Begüm'ün saçlarına bastırıp kendine doğru yaklaştırmıştı. "Emir senin neyin benim güzel kızım?" Konuşurken bakışları Begüm'ün göz bebeklerinde dolaşıyordu. Yaman'ın sesi, Begüm'ün bedenin titretirken Begüm korku içinde gözlerini kapatıp elleriyle yüzünü kapatmıştı. Yüzüne vurulmasından korkuyordu, beyaz teninde onun o iğrenç ellerinin izi çıksın istemiyordu . Tenine işlenen acının izlerini kimseden saklamak istemiyordu, acı içinde yürümek acı içinde inlemek istemiyordu. Tek çare ona göre sessizlik ve itaatkârlıktı. Bir insanın kendine yapabileceği en korkunç ve en büyük hata buydu; boyun eğmek ve sessiz kalmaktır. Yüzüne elleriyle kapatsa dâhi acımadan sertçe vurmuştu. Begüm gözlerinden akan yaşlar eşliğinde acılı bir şekilde inliyordu. Yaman tüm acımasızlığı ve tüm duygusuzluğuyla kızının karşısında duruyor ve ona acının en büyüğünü yaşatıyordu. Mutluluk, onların yüzüne geçirilmiş ince bir maskeydi. Kimse o maskenin altında çürüyen umutları, odalar içinde atılan çığlıkları, boğazına kadar acıya gömülmüş hayatları göremiyordu. Çünkü her kahkahanın ardında, kimsenin duymadığı bir ağıt saklıydı. "Lütfen... ben senin kızınım bana neden bunu yapıyorsun? Neden benim hayatımı mahvediyorsun?" Begüm'ün gözyaşları akmaya devam ediyordu şelaleye bulanan gözleri hiç durmadan yaşlarını akıyordu. Sessizce inledi Begüm, ellerini yüzünden çekmeden ahlar getirdi. "Öylesin babacığım, öylesin... şşş beni…