5. Sessiz Zaaflar
Yazar: Su

Hayat bu işte Kanatlanıp gitmek dururken Dört duvar içinde hap solursun Yaşamak için bir neden ararken Ölmek için bulursu. MaNga- Hayat bu işte. 5.BÖlüm Sessiz Zaaflar Gözlerimi onun sert çehresinden çektim kolum koluna temas etmeye çok yakın bir mesafede ilerledi ama aradan sızan bir ışık gibi ne onun kolu ne de benim kolum temesa kalkıştı. Ağabeyime yaklaşıp konuştum. "Benim bir davam var onunla ilgilenmem lazım şuan. Sonra görüşürüz... Abi." dedim, söz kelimem benim içimi titremeye yetmişti. Elini koluma atıp, "Dikkat et." diyip bakışlarını benden çekip Kuzgun'a baktı. Kuzgun'un bakışları bendeydi kısık gözleri abime dönüp durdu. Bakışlarımı onlardan çektimz ve arabama doğru ilerlerken düne kadar karnımda sadece kelebekli makarna bulunuyor zannediyordum lakin abime kavuşma hissi içinde mutluluk hissini yaşıyordum, iliklerime kadar mutlu ve heyecanlıydım. Sadece duvarlara yaslanan sırtım şuan ona yaslı olacaktı, onunki de bana. Aramızda derin bir bağ vardı, belki o yaşamayan çocuğu benim varlığımla yaşatacak umutlara benim varlığımla inanacaktı. Görmek mümkün değildi -ya da sadece bana göstermişti- gözlerindeki o kırgınlık ve yorgunluğu hissini içimde hissetmiştim. Sert bir rüzgar işledi ruhuma onu başı dik bulmuştum ama sanki yakasına iğne yerleştirmiş gibiydi. Kendi elleriyle yapmıştı. Arabamın kapısını açacağım an ileriden tenha sokağı inleten motorcu ile durdum. Oto yıkamaya girmişti ama boş verip arabama bindim. Arabayı çalıştıracağım an Kuzgun'un bana doğru yaklaştığını gördüm, durup onu bekledim. Gözlerini benim üstümden çekmiyordu bakışları sertti. Gelip arabanın kapısını açıp bedenini arabaya sokup oturmuştu. Bunu beklemeyen ben sadece yüzüme işlemeyen şaşkınlığım ile bir kaç saniye bekledim. "Beni bir yerde indirebilirsin diye umuyorum." dedi sözleri kendi kadar imalıydı. Arabanın camından ona bakıp giymiş olduğu gri eşofmana ve kısa kollu siyah tişörtüne takıldım. "Sen buraya bu şekilde mi geldin?" diye sordum kaşlarım havada bir şekilde onun vereceği cevabı bekliyordu. "Sevgili abiciğin dün gece beni evimden kaçırdı." Buna şaşırmamıştım çünkü hâlâ abimin varlığını bulmanın sevinci yaşıyordum. Onun bu cevabı ile başımı aşağı yukarı kabullenir gibi salladım. Önüme yavaşça dönüp arabayı çalıştırdım. Bulunduğumuz sokaktan çıkarken sessizliği bozan yine ben oldum. "Kemerini tak lütfen beni tedirgin ediyorsun." Bakışlarım onda değildi ama kemerini takmadığının farkındaydım. İkiletmedi kemerini takıp geriye daha da yaslandı, bulunmuş olduğu konum onun için hiç rahat değildi bunun farkında olmam normal değildi çünkü omuzları durmadan rahat bir konum arıyordu. Sessizlik, o varken içime işleyen bir tedirginlikten başka bir şey değildi. Konuşmak istiyordum ama soracak bir sorum yoktu, ya da vardır ama benim üzerime gelen bu tedirginliğin yaratmış olduğu huzursuzluk hissi yüzünden düşüncelerim bir sisin içinde kaybolup gidiyor gibiydi. Kırmızı ışıkta durmuştum, ellerim önüme gelen saç tellerine gitti geriye atıp elimi boynuma ve kafes girintime indirip yavaşça okşadım. Derin bir nefes verirken onun bakışlarının bende olduğunu fark ettim. Bakmadım dudaklarımı ıslatıp ışıklara baktım, sarı ve yeşil. Gaza basıp ilerlemeye devam ettim. "Seni nereye bırakayım şimdi?" diye sordum sesim profesyonel bir şekilde, normal hâlini alırken, "İstersen evine kadar bırakabilirim." dedim. Eli arabanın konum göstergesine gitti konumu ayarlarken ben arabanın hızını yavaşlatıp açtığı konuma baktım. Omzumun üzerinden ona baktığımda sert bakışları yolu tarıyordu düz burnu ve sert çenesi gözüme çarpmadı değildi, alt dudağımı yalayıp önüme baktım. Yüzünde hâlâ yara izleri duruyordu morluk hâlâ dün gibiydi. Dudağında ki yara kabuğunu fark etmemiş değildim. "Dün bana sinirli gibiydin?" diye sordum yine içim sessizlikten kaçınmak istiyordu. Kuzgun'un bana döndüğünü hissettim. Ona bakamıyordum, bakışlarım sadece saniyelik yüzüne katmıştı. "Dün öyle oldu biraz." dedi net bir sesle. "Neden ki? Yani yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Senden mesaj gelm…