4. Bul beni.
Yazar: Su

Falling Apart- Micheal Schulte "Kendi yolumla denedim ama sürekli parçalanıyorum." 4. Bölüm/ Bul beni Karanlığın içinde loş ışıkların ardında saklı yüzleri zor görüyordum. Kalabalığın arasından geçip elinde kağıt tutam adama doğru yaklaştım. Bana çarpan insanlara bakamıyordum, burası tüm değişik insanların toplandığı bir yer miydi? Burnuma alkol kokuları geliyordu içmeden de sarhoş olunabilecek bir mekandı burası. Sesler konuşmalar çığlıklar gitgide çoğalıyordu. Gözlerim etrafı aradı ringe baktığımda öylece oturmuş bir adam vardı, başı öne eğik yüzünü kimseye göstermiyordu. Benim aradığım kişi Kuzgun'du ona odaklanmam lazımdı, elinde kağıt tutan adama yaklaştım. İri yapılı pala bıyıklı bir adamdı. "Bu gece ringe kimler çıkacak?" diye bağırdım duyabilmesi için. "Bahis mi yapacaksınız?" Sesi beni tedirgin etmeye yetmişti bir adım gerileyip başımı salladım. "Kuzgun ve Dinç." demişti. Adamı es geçip kalabalığın içine karışmış bir şekilde durdum. Gözlerim usulca ringe döndü tel duvarlar örülmüş uzun ve tepesinde büyükçe yanan ışığa kaydı gözlerim. Kuzgun ringe çıkacaktı, demek ki buralarda bir yerdedir. Peki ya bu ringin köşesinde oturmuş olan adam kimdi, Dinç mi? Ağabeyim mi? Gökalp mi? İçime giren huzursuzluk hissi ile karşı karşıya kalmıştım, kalabalığın ortasında bedenimi saran korku ile öylece durup orada bulunan adama baktım. Ürperti tüylerimi gererken avuç içini sıktım. Bir an her şey sessizliğe kapıldı, kolumun tutulması bu sessizliğin kısa sürmesine neden oldu. Bedenim hiç bu kadar sarsılmamıştı. Beni kendine doğru çeken kişi ile korkuyla gerilemeye çalıştım ama tanıdık bir ses bunu kesmeme neden oldu. Bu onun sesiydi. Sert eli koluma sarmıştı. "Başımın belası!" diye kükremişti dudaklarının arasından Kuzgun. Beni kendine çekip elimden sıkıca kavrayıp bir köşeye götürmüştü. Duvara değen sırtım daha çok ürpermeme neden olurken öfkem bir anda ruhuma işlenen bir nakış gibi kendini belli etti ve yüzüme en sert bakışlarım kondu. Başını öne eğip yüzünü yüzüme yaklaştırdı, gözleri alev gibi yanıyordu. Elanın en koyu tonu belirginleşmişti. "Şuana kadar hiç sözümü dinlemedin. Neden geldin buraya?" Sert sesine karşılık başımı iki yana salladım. "Ne bekliyorsun, kaç saattir senden mesaj bekledim yazmadın, başına bir şey geldi sandım, korktum!" Sesim onun kadar yüksek çıkmamıştı ama denemiştim, yüzüne doğru bağırmıştım. "Benim için korkma, kendin için kork. Nasıl bir görevin içinde olduğunu daha bilmiyorsun. Başlamadık bile... Sadece deniyoruz!" Dişlerinin arasından konuşup bana öfkeli gözlerle baktı. Başımı öne eğip parmaklarımı birbirine geçirdim. Duvara girmek istiyordum şuan bana haddinden fazlaca yakındı. Başımı kaldırma gereğinde bulundum bana çatık kaşlar ve yarım açık ağızla bakıyordu. Başını iki yana sallayıp doğruldu, etrafa bakınırken elimi kavrayıp sıkıca tutmuştu. Beni kendine yakın tutmuştu. Bedenimi arkasına alıp herkesi ittirip yol açarken sırtını bana kalkan edinmişti, ringin en önüne gelmiş beni kalabalıktan ayrı bir köşeye oturturmuştu. Eğilip yüzüme baktı. "Sakın ayağa kalkma, bu sefer dinle şu sözümü." Onaylamaktan başka çarem yoktu. Burası bana göre bir yer değildi bu insanlar benden çok farklıydı. Herkes çığlık içinde ringe çıkan Kuzgun'a ve ayağa kalkan Dinç'e bağırıyordu. Buradaki çoğu insan bahis için bulunuyordu. Elim istemsizce kalbime gitmişti. Onun hâlâ benim ağabeyim olup olmadığını bilmiyordum Kuzgun o kadar sert konuşmuştu ki ona soru bile sormaya çekindim. Dinç, başını kaldırıp çıplak üstü ile sakin bir havada Kuzgun'u bekledi. Sarı saçları ve net duran yüzü karşısında kalbim oynama başladı, bu atışlar haddinden fazla serttiler. Kuzgun üstündeki siyah tişörtü çıkarıp bir köşeye atmıştı. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelmişti elim hâlâ kalbimin üzerinde duruyordu. Biraz olsa atan kalbim sakinleşir diye elimi sertçe bastırıyordum. Lâkin nafile. Kuzgun'un sırtını gevşetmesi gözümden kaçmamıştı iri biriydi ama bu kadar olacağını düşünmemiştim. Sanki özene bözene yapmış gibiydi bu vücudu. Derin bir nefes…