2. Işığım
Yazar: Su

Beklenmedik bir anda yana ışıklardan korkardı bu büyük ama içinde küçük bir kız çocuğu taşıyan bedenim. Oda bir anda yandı, bir anda çıktı. O aniden yanan umut ışığımdı. 2. Bölüm Ayağımdaki topuklunun sesi koridoru inletiyordu. İfadesiz ve dikçe merdivenlere ilerleyip kendi katıma çıktım, sabah kahve içmemiş önce arabayı alıp sonra eve gidip rutinimi halledip öyle çıkmıştım evden. Sandalyeye oturup elimdeki dosya kağıdını çekmeceye koymuştum. Saçlarımı geriye atıp bilgisayarımı açtım. Kapının çalması ile gel komutu vermiş. İçeriye kimin girdiğini bakmak için gözlerimi bilgisayardan çekip karşımdaki kişiye çevirdim. "Helooo!" Nevra ve neşesi yerli yerindeydi. Elinde iki kahve ile üzerinde kırmızı dar bir elbise, yine formunda duruyordu. "Günaydınlar Nevra Hanım." Dedim gülümseyerek. Şahsen sabah oradan oraya koşmuştum ve bu beni çokça yormuştu ve Nevra'nın elindeki kahvesi beni moda getirecekti. "Hissediyorsun değil mi?" Dedi elindeki kahveyi önüme bırakıp işaret parmağını havada bir tur attırıp kısık gözlerle bakarak. Kaşlarım havalandı şahsen hayır şuan sadece oturduğum için rahatlık hissediyordum. "Ne gibi?" dedim anlamayarak. Oflayıp göz devirmişti. "Güne sakin başladım. Ve bu iyi geçeceğine bir işaretti. Tabii gelipte eşimi aldattım ama boşanmak istemiyorum lütfen bizim boşanmamamız için çabalayın diyen biri çıkmazsa." Boşanma avukatıydı Nevra, aslında her türlü avukatlık yapardı ama daha çok boşanma davaları ile ilgileniyordu. Benim gibi hapishane ağaları ile ilgilenmiyor. "Sessiz ve huzurlu bir gün diliyorum." "777 diyorum." demişti sözüme karşı. "Başladım yine evren ve evrenin rakamlarına." Manifestle okulu bitirdiğine inanan, boynunun arkasına 777 dövmesi yapan, huzur taşını çantasından ayırmayan biri ile arkadaş olmak zor. Bazen evren ile iletişime geçtiğini bile söylüyordu. "Sana verdiğim ametist taşını umarım takmışsındır." Kolye mi ona gösterip başımı salladım. Böyle bir hata yapamazdım. "Bizzat Brezilya'dan getirdim değerini bil. Berat'a da vereyim dedim benim taşlarım var dedi ama anlamadım ne dediğini." Göz devirip derin bir nefes aldım. Bu çocuk arlanmıyordu, kanı çekiyor heralde herkesi bir kendine bırakıyor nasıl yapıyorsa. "Ne taşı dedim senin bildiğin taşlardan değil, anlamazsın abla dedi." Dudak büzüp başını anlamamış gibi yana doğru salladı. "Bildiğim taşlardan değil. Kızlardan bahsediyor." Gözlerimi tekrardan devirip sen arlanmazsın çocuk der gibi başımı salladım. Nevra kaşlarını çatıp şaşkınca güldü. "Aa daha neler, gerçi şaşmamalı. Yiğit hiç öyle değil ya." Dedi tatlı çıkan sesi ile. "Zıt kişilik işte ne güzel." Dedim bilgisayar ile oyalanırken ve kahvemden bir yudum alırken. Nevra tırnaklarını masaya sıra halinde vurup derin bir nefes verdi. Nevra benim çocukluk arkadaşımdı, ilkokul, ortaokul ve liseyi aynı yerlerde okuduk. Ankara'dan İstanbul'a gelip birde üstüne aynı üniversiteyi tutturmuştuk. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Onun derdi olduğunda ben baş ucunda, benim derdim olduğunda o benim baş ucumda olurdu. Birbirimize olan inancımız ve kardeşliğimiz ile büyüdük. Her sıkıntı, her dert, her acı ve hayatın yükünü birlikte atlatmıştık. İlk aşklarımıza beraber lanetler okumuş, aldatıldığında çocuğu birlikte kafede rezil edip dövmüş ve kızdan ayrılmasına sebep olmuştuk. Biz yıkılmayız yıkarız derdi Nevra. "Eee bugün pazartesi yapmasak mı bir şeyler." "Yeni bir dava ile ilgileniyorum kuzum, Berat'ı al istersen." dedim. "Yaa," Dedi yıkılmış gibi ama sonra hemen toparlayıp, "Ne davası." "Bir cinayet, tam anlamış değilim şuan elime geldi hatta." Eline kahvesini alıp ayağa kalktı, "Şuan eline geldiyse çok çok kolaylar gelsin beybim ben kaçar." Öpücük atıp, "Tamamdır görüşürüz sonra." demiştim. Nevra odadan çıkarken ben elime gelmiş olan dava ile ilgileniyordum. Savcının gönderdiği dosyayı inceleyip sanığın numarasını telefonuma kaydetmiştim. Bugün görüşmeye gelecekti. Cinayeti işleyenin o olduğunu söylüyorlardı ama müvekkilim olacak kişi yalanlıyordu. Zaten amcasına bunu neden yapsın ki? Kapı yine çalm…