Bölüm 3:Gece Yolculuğu ve Saklı Sırlar
Yazar: anka

Kafedeki gerginliğin ardından saatler gecenin ilerleyen vakitlerini gösterdiğinde, Kerem ve Zeynep atölyenin kapılarını kilitleyip iki motosikletleriyle yola koyuldular. Alanya’nın sakinleşen sokaklarından geçerek dağ yoluna doğru tırmanmaya başladılar. Virajlı yollar, motorların güçlü kükremeleriyle yankılanıyordu. Her bir viraj, geçmişteki anıları yeniden canlandırırken, ikisinin de kalbi aynı ritimle atıyordu. Hız ibreleri yükseldikçe rüzgarın sesi kulaklarında uğulduyor, dünyadaki tüm dertleri geride bırakmalarını sağlıyordu. Yüksekte, şehre kuşbakışı bakan eski bir gözetleme noktasında durdular. Kasklarını çıkarıp motorların üzerine bıraktılar. Zeynep, ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışırken denizin karanlıkta parlayan parıltısına baktı. "Biliyor musun Kerem," dedi düşünceli bir sesle. "Bazen bu motorun üzerindeyken dünyanın tüm ağırlığından kurtulduğumu hissediyorum. Sadece sen, ben ve rüzgar var." Kerem, Zeynep’e doğru birkaç adım attı ve ceketinin fermuarını biraz daha yukarı çekmesine yardım etti. Gözlerinde, sert adam maskesinin altındaki o korumacı ve derin şefkat net bir şekilde okunuyordu. "Çünkü bu yollarda özgürüz Zeynep," diye yanıtladı onu. "Kimse bize ne yapacağımızı söyleyemez. O mafya bozuntuları da bunu değiştiremeyecek. Yarın nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz ama bugünün sonuna kadar bu rüzgar bizim." Zeynep, Kerem’in bu sözleriyle birlikte hafifçe gülümserken, uzaktan gelen başka bir motor sesi gecenin sessizliğini böldü. Bu kez gelenler düşman değil, geçmişte onlara yardım etmiş olan eski bir dosttu. Far ışıkları karanlığı yarıp yanlarında durduğunda, gelenin mert tavırlarıyla tanınan eski dostları Can olduğunu gördüler. Can, kaskını çıkarıp hızlıca motosikletinden indi. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. "Sizi takip ediyorlar," dedi Can soluk soluğa. "Adamlar sadece kafeye gelmekle kalmamış, bütün şehri sarmış durumdalar. Sizi bulmaları an meselesi. Burada daha fazla güvende değilsiniz, hemen buradan ayrılmanız gerekiyor." Kerem ve Zeynep birbirlerine baktılar. Fırtınanın kopacağını zaten biliyorlardı ama bu kadar hızlı hareket edeceklerini tahmin etmemişlerdi. Kerem, Can’ın omzuna dostça bir el koydu ve kararlı bir ses tonuyla, "Korkmuyoruz Can," dedi. "Kaçmaktan yorulduk. Artık bu oyunu bizim kurallarımıza göre oynayacağız. Onlar bizi aramaya geliyorsa, biz de doğrudan onların üzerine gideceğiz." Zeynep de başını onaylar anlamda salladı. Gözlerinde parlayan o keskin kıvılcım, gecenin karanlığını aydınlatıyordu. "Hız ve tutku," dedi Zeynep, dudaklarında cesur bir tebessümle. "Bizi hayatta tutan şey tam olarak bu. Hazırsan Kerem, bu gece hesaplaşma gecesi." Üçü de hızla kasklarını taktı ve motorlarına atladılar. Dağ yolundan aşağıya doğru süzülürken, arkalarında sadece toz bulutları değil, aynı zamanda korkuyu kafalarından silip atmış iki ruhun özgürlük çığlığı kalmıştı. Artık geri sayım başlamıştı; ya bu karanlık ağı tamamen çökerteceklerdi ya da bu yolda küle döneceklerdi. Ama bildikleri tek bir gerçek vardı: Hız ve tutku her zaman kazanırdı.