HIZ VE TUTKU

Bölüm 2:Fırtına Öncesi Sessizlik

Yazar:

HIZ VE TUTKU – anka kitap kapağı
HIZ VE TUTKU – anka kitap kapağı

Aradan geçen iki uzun ay, Alanya’nın kavurucu yaz sıcaklığı ve hareketli turizm sezonu içerisinde adeta göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Şehir insan kaynıyor, sahil boyundaki kafeler neşeli sohbetlerle çınlıyordu. Kerem ve Zeynep, kalabalığın gürültüsünden ve o tehlikeli geçmişten uzaklaşmak için sahil kenarında küçük, huzurlu ama son derece şirin bir kafe açmışlardı. Günlerini kahve kokuları, gelen giden yerli yabancı turistler ve tabii ki akşamları atölyede kurcaladıkları motosikletleriyle geçiriyorlardı. Her şey dışarıdan bakan biri için kusursuz ve huzurlu bir hayatın parçası gibi görünüyordu; ancak ikisi de inceden inceye biliyordu ki, o karanlık yeraltı dünyası asla uyumazdı. Geçmişin gölgesi, her zaman en huzurlu anın arkasında pusuya yatardı. İnsan ne kadar kaçarsa kaçsın, kök saldığı topraklardaki günahları bir gün gelip kapısını çalardı. Bir yaz akşamı, güneş ufukta kaybolurken ve kafe yavaş yavaş sakinleşip masalar boşalmaya başlarken, dış kapının zili sert ve rahatsız edici bir şekilde çaldı. İçeriye adım atan üç adam, mekanın o sıcak ve huzurlu atmosferini bir anda buz gibi bir havaya bürüdü. Üzerlerindeki siyah, pahalı takımları, taranmış saçları ve yüzlerindeki o kibirli, tehditkar ifadeler; uzun süredir unuttuklarını sandıkları o kabusun kapılarında bittiğinin en net kanıtıydı. Bunlar, Kerem ve Zeynep’in kanlı bıçaklı olduğu eski günlerin, o acımasız mafya ağının adamlarıydı. Yıllar önce bıraktıklarını sandıkları bu karanlık yüzler, şimdi en zayıf anlarında onları yakalamak için buradaydılar. Kerem, tezgahın arkasında bardakları kuruladığı beşi yavaşça tezgaha bıraktı; Zeynep ise mutfak kapısının eşiğinde durdu. İkisinin bakışları havada kesiştiğinde aralarında kelimesiz ama milimetrik bir plan çoktan yapılmıştı. Yüzlerinde korkudan eser yoktu; aksine yılların getirdiği tecrübeyle bilenen buz gibi bir soğukkanlılık hakimdi. Onlar artık korkak birer çocuk değil, fırtınanın ortasında ayakta kalmayı öğrenmiş iki savaşçıydılar. Adamların lideri konumunda olan, sol gözünün üzerinde derin bir bıçak izi bulunan iri yarı adam, doğrudan Kerem’e doğru yürüyüp ellerini ahşap masaya sertçe dayadı. Dudaklarında alaycı, sinir bozucu bir sırıtış vardı. "Uzun zaman oldu, hayalet," dedi kalın ve boğuk sesiyle kafenin içini çınlatarak. "Saklandığın bu sahil kasabası seni bizden sonsuza kadar koruyacağını mı sandın? Sandığından çok daha küçük bir dünyada yaşıyorsun, Kerem. Oyun daha yeni bitiyor, aksine asıl şimdi başlıyor." Kerem, en ufak bir geri adım atmadan, ellerini cebine koydu ve son derece rahat bir tavırla adamın gözlerinin içine baktı. Sesinde gram korku yoktu, aksine buz gibi bir alay barındırıyordu. "Oyunun bittiğini düşünen zaten sadece sizin gibi aptallar olur," dedi sakin ve kendinden emin bir tonla. "Fırtına kopmadan önce doğada hep büyük bir sessizlik olur dostum... İşte siz şu an o sessizliğin tam merkezindesiniz. Ve yaklaşan o dev fırtınanın altından nasıl kalkacağınız hakkında hiçbir fikriniz yok. Buraya gelerek hayatınızın en büyük hatasını yaptınız." Yaralı adamın yüzündeki o kibirli sırıtış anında soldu, gözleri öfkeyle parladı ve dişlerini sıktı. Öfkesini kontrol etmekte zorlandığı her halinden belliydi. "Bize kafa tutmanın bedelini ne kadar ağır ödeyeceğini bilemezsin, çocuk. Bu sefer sizi sadece haritadan silmekle kalmayacağız; adınızı bile bu sahilin kumlarından kazıyacağız. Hazırlanın, sonunuz geldi. Patronumuz sizinle bizzat görüşmek istiyor ve bu sefer kaçışınız yok." Zeynep, sessiz ve kedi gibi yumuşak ama kararlı adımlarla tezgahın yanına doğru süzüldü, Kerem’in hemen omuz hizasında durdu. Kollarını göğsünde kavuşturmuştu ve bakışları adamları delip geçecek kadar keskindi. "Yanlış hesap yaptınız baylar," dedi Zeynep, sesindeki o buz gibi tınıyla mekanı inleterek. "Biz o küllerden çoktan doğduk ve kendi ellerimizle küllerimizi parlattık. Bize ne patronunuzdan ne de tehditlerinizden korkacağımızı sandınız? Eğer buraya çatışmaya geldiyseniz, karşınıza çıkacak olan gücün altından kalkamayacaksınız…

Bölümün tamamını WritePad'de oku