2.BÖLÜM
Yazar: Zehra

2.BÖLÜM 'YASLI ANLAR VE UNUTANLAR' Sonra bir şehir geçiyor insanın üstünden; sokaklarında binlerce anı, caddelerinde hep bir veda gözyaşı. Bu bir yas mı, bu bir ağıt mı? Yarım kalan aşklar insanı yıllar sonra bile bu kadar ağlatır mı? Şimdi elimde bir alyansla dikildiğim bu çimlerin üstünde, gözümden düşen yaşlarla titreyen dudaklarımı birbirine bastırarak bahçe aydınlatmasının yetemediği karanlığa gözlerimi diktim. Bu soğuk...bu karanlık...benim hapsolduğum o an gibi hep. Gitmesin diye bacaklarına kapandığım bir adamdan geriye kalan bu hâlim. Bir zamanlar öyle çok ağladım ki şimdi gözyaşlarım kendimden bile sakınırcasına gözlerimden akıp gidiyordu. Kalbimi bağlayan bir katran var sanki, o karanlıktan hiç kurtulamıyorum. Onunla karşılaştığımda hatırladığım şey sevgi değil; bir yarım kalmışlık, bir kırgınlık, bir hayal kırıklığı, bir hınç.. Beni çok sevdiğini söylediği bir anda terk edip gitti beni. O gittiğinde yataklara düştüm, bir sürü psikolojik ilaç kullandım, yıllarca toparlanamadım. Beni terk etmesini değil, beni bir sürü güzel şeye inandırıp da gitmesini bir türlü kaldıramadım. Mercan... O ise hep buralarda bir yerdeydi; Baktığım, gittiğim, duyduğum, olmasını istediğim bütün anlarda. Bu gece o alyans avucumda değil boğazımdaymış gibi ağırdı. Ne kadar bastırsam da içimdeki çığlığı susturamıyordum. Elimde tuttuğum şey bir evliliğin değil, hiç yaşanmamış bir sevginin ağırlığıydı. Her şeye rağmen evlenmiş iki insanın yüzükle mühürlenmiş suskunluğuydu. Avucuma bastırdığım yüzükle beraber burnumu çekerek salona geçerek camın sürgüsünü çekerek kapattım ve yukarıdaki yatak odasına çıktım. Işığı yaktığım geniş odanın ortasındaki kocaman yatağın yanından geçerek perdeyi çekmek için yürüdüğümde, camdan Mercan'ı gördüm. Elim perdede asılı kaldı. Kalçasını arabaya yaslamış, uzun bacaklarını ise birbiri üzerinde çaprazlayarak sigarasını içiyordu. Işığın yanmasından olsa gerek ki bakışlarını hızla buraya çıkarttığında göz göze geldik. Kelimeler bir kez daha boğazıma dizildi. Bu nasıl sevmekti böyle? Gitmemişti, gidememişti. "Gitmemiş," diye mırıldandım şaşkınlıkla. Bakışlarının hareketlenen dudağıma indiğini fark ettim. Ben başka bir adamın yıkımının altındayken bile o hiç gitmedi, bu gece bu gerçek beni bir kez daha sarstı. Sevilmeyişine, ikinci adam oluşuna, dudaklarımdan dökülecek ismine muhtaç oluşuna rağmen hep kaldı. Avucumda duran perdeyi sıktım. Ne olurdu... ne olurdu sanki sevdiğim o adam bu adam olsaydı. Bana öyle bir baktı ki; ben hep kalırım ama bir kere de sen gitme de der gibi baktı. İlk kez bu raddeye gelmişti ve ben ilk kez böyle garip duygulara sürüklenmiştim. Ne kadar süre camın önünde dikildim bilmiyorum ama o bundan vazgeçmeden saatlerce beni izledi. Boğazımda düğümlenen hislerle sol avucumun içine hapsettiğim alyansını sıktım. Kalbim ağrıyordu. Benden boşanacak mıydı? Hakkıydı, aramızdaki her şeye rağmen evlenmişti ama buna rağmen kalmak istemeyebilirdi. Telefonunu çıkararak ekranında bir şeyler yapıp kulağına götürmesiyle eş zamanlı olarak telefonum çalmaya başladı. Şaşkınlıkla ekranına baktığımda beni aradığını gördüm. Yavaşça açarak kulağıma götürdüm. "Uyu hadi, bekleme," dedi düz sesiyle. "Sen...gelmeyecek misin?" dedim kalbimi boğan hislerle savaşırken. Duraksadı. "Gelmeyeceğim." Sesi netti, gözlerimi kırpıştırdım. "Hiç mi?" diye çaresiz bir soru döküldü dudaklarımdan. O an bunun cevabını niye merak ettiğimi bilmiyordum. Bu onu belli belirsiz gülümsetti ama buna rağmen çok da yumuşak olmayan bir sesle konuştu. "Gelmemi mi isterdin?" Sesinde kendi çaresizliği vardı. Sustum. Gelmesini istiyor muydum bilmiyorum ama gitmesini istemiyordum. "Şey," dedim, ben artık bir adama güvenmekten korkuyordum. "Şey..." derken hâlâ elimde tuttuğum alyansın varlığını hatırlamamla görmesini istercesine cama kaldırdım. "Bu ne olacak?" O an ilk kez korkumla yüzleştiğimi hissettim. Galiba bunun cevabını almak istediğim kadar almak istemiyordum da. Karanlıkta belli olmayan renkli harelerindeki keder sanki ahizeye yansıyan nefesine…