hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu

4-uyku hırsızı ve duvarlarda ilham bulan kadı

Yazar:

hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu - bizâr kitap kapağı
hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu kitap kapağı

"Uyuyamazken, yaşamı sevmek olanaksızdır." -cioran • Otelde sürekli beni takip eden bir görevli var. Buraya ilk geldiğimde gördüğüm kadına çok benziyor ama o mu değil mi ayırt edecek denli yüzünü hatırlayamıyorum. Belki odur belki de değil. Ne zaman beni görse bir köşeden çıkıveriyor. "Merhaba Bayan Bera, otelimizin canlı müzik gösterisi bu akşam yemek salonunda yapılacak. Katılmak isterseniz diye haber vermek istedim." Spor salonlarından, hamam kısmından, yemekte çıkacak şefin memleketine ait yeni bir tatlıdan veya film gösteriminden bahsediyordu. Bir otelde neden bu kadar çok şey olduğunu anlamıyordum. "Hayır, teşekkür ederim ama ritmik seslere katlanamayan bir kulağım var. Anında mide bulantısı yapıyor..." Gözleri saniyelik büyüdü, başını salladı ve anladığını belirterek uzaklaştı. Bir daha, en azından ses içeren etkinlikler için beni rahatsız etmeyecekti. Atlas'ın yemeğimi bıraktıktan sonraki birkaç saatindeyiz şimdi; otel odasında daha fazla vakit geçirmeyecek kadar bunalmış ama dışarı çıkarak kaybolacak enerjiden de mahrum halde, terastaki açık alanında oturmuş, birazdan tamamen kararacak gökyüzünü izliyordum. Tek tük kuş geçiyordu önümden, süzülüşlerine kapılıyordum. Peşlerinden atlayıp gitsem diyordum... Hava serin, insanı diri tutacak denli yakıcı bir sertlikte esiyordu. Gözlerimi yumup yüzümü himayesi altına almasına izin verdim. Açıkta bulabildiği her boşluktan süzülerek bedenimde dolanmasına ve terastaki insanların seslerini, aşağıda akan trafiğin telaşını kulaklarıma değdirip kaçırmasına da öyle. Kendi hafif esintisiyle fısıldamasını dinledim. Rüzgâr ve soğuk esintisi, ben kimim dendiğinde verebileceğim bir cevap olabilirdi sanırım. Ben rüzgâr ve onun esintisiyim. Neden bu kadar kapılıp gittiğimi bilmiyorum. Belki de geçmişteki o, çocukluğumdan kalma yorucu deniz günlerinin sonunda bedenimdeki tüm kasları dinlendirmek için yanmış tenimle kumsala vuran dalgaların ve hafifçe esen rüzgârın yuttuğu seslerin boğukluğu altında şezlonga uzanırkenki huzuru hatırlatıyordu. Annemin arkadan gelen dolanan adım sesleri, babamın kısık sesle dinlediği son dakika haberleri. Dışarıda batan güneş altında konacak nokta arayan kuşların kesik cıvıltıları... Artık böyle anılarım yoktu. Zaman içinde yerleri, uydurma hayatlarımdan rahatsızlık duyan yüz ifadeleriyle dolmuştu. Bir keresinde annemle aynen böyle bir akşamüstü oturmuş, karşılıklı kahve içiyorduk. Sarı, düz saçları başının arkasında sıkıca toplanmıştı, bakışları sert ama yargılamaktan uzak, etrafta dolanırken aramızda huzurlu mu huzursuz mu isimlendiremediğim bir sessizlik hüküm sürmekteydi. "Kadın telefonda kendi çocuğunu görmeye hakkı olduğunu söyleyip duruyor. Yazık. Ne oldu acaba?" demişti bakışları yanımızdan geçip giden bir kadını izlerken. "Sorumsuzluk. Ailesini suiistimal edip çalıştığı şirketin patronu ile takılıyordu. Sonunda kocası öğrenince boşanma davası açtı." Bana kaşları çatık baktı. Neden bunu söylediğimi merak ediyordu. Aklına gelen ilk şey, belki de kadını tanıyor olduğumdu, buna eminim. O gözlerde kendi kızına inanmak isteyen bir anne bakışı vardı. Hem kim kendi çocuğunun dudaklarından dökülen kelimelere karşı ilk önce acaba yalan mı söylüyor diye düşünürdü ki? Benimkilerin düşünmesi gerekiyordu, yine de her seferinde önce güvenmeyi seçiyorlardı. Fakat sonra, yüzümü yeteri kadar incelemesinin ardından tadı kaçmışçasına bardağını yerine bıraktı. "Neden aklına ilk gelen hikâye bu kadar olumsuz olmak zorunda?" dedi. "Haklısın, belki de kadın haklıdır ve karşı taraf ona komplo kuruyordur. İki şekilde de, bir taraf olumsuz olmak zorunda. Aksi mümkün değil." "İnsanların hayatlarını bilmiyorsun, böyle şeyler söylememelisin. Farkında olmadan fazlasıyla yargılayıcı biri olursun ve inan bana, bu hiç hoşuna gitmez." "Neden ki? Onları görmeyeceğim ne de olsa." Derin bir iç çekti. Başını salladı ama bir şey demedi. "Onlar bizim hakkımızda ne düşünüyordur acaba," diye sordu bir süre sonra. "Babaannesini kahveye getirmiş somurtkan bir kız herhalde. Pek konuşmuyoruz." "Ba…

Bölümün tamamını WritePad'de oku