hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu

5-her şey iki dudağının arasında

Yazar:

hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu - bizâr kitap kapağı
hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu kitap kapağı

"Her şeyde mevcut hiçi böyle keşfeder." -cioran • Atlas çayımı getirdiğinde her şey her zamanki gibiydi. Kapının önünde bağdaş kurmuştuk, fincanı elimde tutuyordum ve o belki de yarınki çayını şimdiden düşünüyordu. Kapının arkasında bavulum duruyordu. "Arman Hanım'ın kulağına nasıl gitti yazarlık yalanı hiç bilmiyorum çünkü ben bile duymamıştım. Kırıldım doğrusu..." "Yalandan haberin olmadığı için incinmiş olamazsın." "Önce benim kulağıma gelir diye düşünmüştüm sadece." "Meselenin büyümediğine sevindim." Gerçekten, hiç kimseye yayılmamıştı bu gerçek. Otel hala daha benim bir yazar olduğuma inanırken, Arman Hanım durumla o kadar a ilgilenmiyormuş gibiydi. Gerçi siz zaten sonrasını biliyorsunuz. "Yine de bir yazar olduğunu söyleseydin sana inanırdım. Hatta yazıyor dahi olabilirsin." Gözlerime beklentiyle bakıyordu. Yalanların altındaki gerçeği mi arıyor diye soruyordum kendime ama Atlas'ın hareketlerine bir mana getirmenin yorucu olduğunu fark ettim, birkaç dakika önce ya da belki de günler öncesiydi bu aydınlanış. En sonunda gidecektim ve o bana ulaşamayacak kadar uzaktaydı. Ben ulaşılamayacak kadar uzaktaydım ya da, iki şekilde de kulağa doğru geliyor. "Belki." Bunu söylemem onu güldürüyordu. "Sana gösterdiğim fotoğraflara bir şey demiştin, hatırlıyor musun? Hayaletlerle alakalıydı. Otel ve de hayaleti. Ve tüm o yalanlar, tavşan kanı ile olan hani. Ben yazdığına inanıyorum ya da öyle değilse bile yazmalısın." "Bakarsın kitap kapaklarıma da senin çektiğin fotoğraflardan koyarız. Ne dersin?" "Tamam tamam, dalga geçme hemen." "Dalga geçmiyorum ki..." Buruk gülümsemelerin koridorunda sessizlik içinde çayımı bitirirken ikimizin de aklından neler geçiyordu diye düşünüyorum. Kendiminkinden geçenleri artık duyamıyorum, fazla yoruldum. Çay uykumu mu getiriyor acaba? Onunkinden, elini karnının üstünde tutuşundan ve ara sıra aldığı derin soluklardan ve dudağının içini kemirmesinden ne tür bir kelime fırtınası ile mücadele ettiğini merak ediyorum. "Ne düşünüyorsun?" Ne de olsa yarın gideceğim. İlk başta yanıtlamıyor, duyduğundan bile şüpheliyim. Sonra hangi bataklıktaysa gülümseyerek geri geliyor ve "Bana imza versen ne hoş olurdu diye düşünüyordum." "Olmayan kitabımla mı?" "Olduğu zaman. Otelde geçen bir hayalet öyküsü okumak isteyebilirdim. En mükemmel otel görevlisine diye de yazardın." "Tabii, yazarım." "Teşekkür ederim." "Ne demek." "Uykun geldi sanırım." Gözlerinde çay işe yarıyor parıltısı vardı. "Sanırım." "O zaman ben seni daha fazla tutmayayım, hazır uyku bastırdı, hemen uyu. Benim de yapacak işlerim vardı zaten. İyi uykular Bera Hanım." Sonra beni uykumla baş başa bırakmak için gitti. Nasıl hızlı yürüdüğünü görmeniz lazımdı... Uyuyamadım tabii, bavulumu dört kez yeniden topladım; her seferinde farklı bir düzende. Sabah otel anahtarını teslim ettiğimde onu görmedim. Belki de, dedim, ne çok belkim vardı, izin gününe denk getirmişimdir ve bu benim için en iyisidir. Onu görmek zorunda olmadan, ansızın bir hayaletmişçesine gitmem gerekir. Fakat sonra adımlarım ağırlaştı, gidecek hiçbir yerim yokmuş gibi hissederek bahçede, soğukta dikildim bir süre. Bavul ağır geliyordu, yerdeydi oysa. Üzerimde bakışlar hissediyordum dersem bu bir yalan olur ama Arman Hanım'ın her gün aynı yerde oturarak dışarı baktığını bildiğimden gayriihtiyarî ondan yana döndüm. Boştu. Henüz kahvaltı saati gelmemişti bile. Otelden çıktığımda adımlarım biraz sola gitti sonra vazgeçip sağa yöneldi ama gidecek yerim yoktu zaten. Anahtarı tekrar almak ve odama geri dönmek istiyordum. Akşam olsun ve Atlas bana çay getirsin istiyordum. Uyumak istemem gibiydi tüm bunlar. Düşüncelere dalmış halde yürüdüğünüzde demiştim, adımlarınız sizi ait olduğunuz yere götürür. Evinize dönersiniz. Hayatım boyunca hep hiçbir yere varamadım, dolanıp durdum fakat tek seferinde, o kemiklerinize işlenen ve beyninizde su haleleri oluştururcasına şok etkisi yapan anılardan birinde bir yetimhanenin önünde duruyordum. Benimki değildi, onunla aramızda şehirler vardı ama bir yetimhaneydi işte.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku